16 Nisan 2016 Cumartesi

Yay Seçimi,Bakımı ve Bazı Tavsiyeler



Okçuluğa başlamak yada yeni yeni başlayan birinin en büyük arzusu hemen bir yay ve oka sahip
olabilmek düşüncesidir.

Oysa gerçekte bu durumun hiçte bir acilliyeti yoktur.Başlangıçta size lazım olabilecek tek şey bir kepaze ve esaslı bir kepaze eğitimidir.

Kepaze eğitiminde harcayacağınız zaman size yayları ve yay ağırlıkları dolayısıyla seçeceğiniz yay gücünün belirlenmesinde önemli bir rol oynayacaktır.

Peki kepaze eğitimi neden bu kadar önemli? .yayı hemen alsak olmazmıydı?

Bu eğitimdeki temel amaç; tetik makenizmasını ve yay desteğini oluşturacak olan,adeta kıpır-kıpır bir jöle pastayı andıran insan vücudunun evvela yaya uygun hale getirilmesidir.Yani öncelikli olan yayı insana değil;insana göre yayı uyarlamaktır.

Bilinçsizce alelacele alınan ağır bir yay sahibini zorlayarak istenen o vücud formasyonunun daha oluşturulamadan hatalı biçimlendirilmesine sebep olacaktır.Üstelik bu gibi durumlarda geri dönüş çok daha zordur.Bu işte püf nokta doğru tekniğin daha en başta kas ve beyine ezberletilmesidir.

Yeni bir okçunun başlangıçta kepaze eğitiminden sonra hafif bir yayla ilk atışlarına başlaması ve sonrasında güçlü bir yaya geçmesi isabetli bir karar olacaktır.

Okçu hafif bir yayla elde ettiği mükemmel formasyonu hatırlayarak güçlü bir yaydaki davranışlarını çok daha doğru ve temiz bir şekilde analiz edebilecektir.Yani siz yaya değil ; yay size uyarlanmış olacaktır.




Kepaze eğitiminizin bitmesini takiben artık sıra mutlu sona doğru ilerlemeye gelmiştir.Yay alırken geldiğiniz güç düzeyini göz önünde bulundurmanız ve mümkünse hocanızında onayını almanız daha da mantıklı olacaktır.

Fakat unutmayın ki kim ne derse desin;hiç kimse sizi sizin kadar iyi tanıyamayacaktır.Rahatça çekebileceğiniz,atış yapabileceğiniz güçteki bir yayı seçmek neticeleriyle sizi ilgilendireceği için size aittir.

Yay seçerken;
çekebileceğiniz gücünüzün yettiği bir yayı değil;rahatça çekip;kendinizi fazla hırpalamadan atış yapabileceğiniz görece daha mülayim bir yayı seçmeniz daha mantıklı olacaktır çünkü atacağınız sadece birkaç ok değildir.Yani bu iş biraz maratona benziyor...,hızlı koşabilirsiniz belki ama uzun mesafelere devamlı aynı hızda koşamazsınız. 

Yay alımında ilk adım yay gücünün belirlenmesidir.Bunu belirledikten sonra sıra yay modelinin seçilmesine gelmiştir.Konumuz geleneksel okçuluk olduğuna göre  tabiki yayımızda geleneksel bir yay olmalıdır.

Geleneksel bir yayda en önemli özellik aslına uygunluğunu tanımlayan 'Benzerlik Oranı' dır ve siz bu oranı müze ve saray mevcudiyetindeki yaylar emsalindeki organik bir Osmanlı tarzı yayla tavan yaptırırsınız...,kıstas onlardır ve konu geleneksellikse sözkonusu hangi yay olursa olsun taviz yoktur.

Organik bir yayı elde edemiyorsak işte o zaman ikinci seçeneğiniz Osmanlı-Türk tarzı sentetik bir yaydır ve aslında günümüzde en çok kullanılan yaylarda bunlardır.

Organik türk yayı yapımı ve kullanımı bir takım etkenler neticesinde sentetik yaylara oranla dikkate alınmayacak derecede yetersiz ve azdır ve tabiki neticede geliştirilmelidir.

Sentetik yaylarda da aynen organik yaylarda olduğu gibi yapımcısı her kim olursa olsun hiç şüphesiz gene hemen benzerlik oranı devreye girecektir.

Yay kabzası,yay başının orantısı ve özellikle sentetik ahşap lamina yaylarda kasan bölümündeki üçgenin yapılıp yapılmadığı önemlidir.

Genelde ahşap laminalarda bu bölge teknik olarak yapılamadığı için ya düz olarak bırakırlar yada iyi bir niyet ve gayretle Macar yapımı yaylarda olduğu gibi mantar dolguyla doldururlar.

Aksi taktirde geçmişteki bir Osmanlı okçusunun ok atarken hissedebileceklerini hiçbir zaman tam olarak anlayamayacaksınız demektir.Benim bu konudaki kati düşüncem budur.

Düşünün bir kere;
tarihi bir oyundaki eşya ve kostümlerin mükemmelliyeti sizce o dizinin başarısındaki en önemli etkenlerden biri değilmidir ?... 

Ayrıca mevzuya biraz daha bizim tarafımızdan da yaklaşırsak;konu sadece bir oyunun başarısımıdır?..,

birde gerçek bir kılıç yerine idare eder denilip süpürgenin tahta sapını salladığımızı bir düşünün..,acaba aynı hazzı alabilirmisiniz ?...,bir gelenekselci için bu kesinlikle imkansız.

Aslında yaptığım ve kullandığım yaylarım dışında (yurdumuza kıyasla) büyük bir hayretle özellikle Macar yapımı sentetik Türk yaylarında da elden geldiğince bu benzerlik oranına dikkat edildiğini görmek benim açımdan çok şaşırtıcı.Bizde pek dikkat edilmezken onlar neden dikkat ediyorlar acaba?..

Dileğim bu umursamazlığın derhal bir kenara bırakılıp ''idare eder'' denen eksik tasarımlara kafa yormak yerine bir an önce aslına uygun,benzerlik oranı yüksek Osmanlı -Türk yaylarının yapılmasıdır.


Şimdi;
kepaze eğitimimizi aldık,hocamızın tavsiyelerinide göz önünde bulundurarak yeni yayımızıda temin ettik diyelim..,peki ya sonrası..?

Hani mutlu sona doğru gidiyorduk ya !,bundan sonra bahsedeceklerim işte bu mutlu zona ulaşabilmek içindir.Aksi taktirde üzerine titrediğimiz yayımız yerine kırık,asimetrik olmuş yada burulmuş bir yayla öyle ortada kalakalırız.

Peki o zaman ne yapmalıyız? yayımızın ve ekipmanımızın ömrünü uzatmak mümkünmüdür?

Kesin ve net cevap;yayımıza elimizden gelen en iyi şartları sağlamamızdır.Onu artık bir canlı gibi düşünmeli ve ona göre davranmalıyız.

Yayın kurulması,kullanımı esnasında nelere dikkat edilmesi gerektiğinden tutunda gideceğiniz yere kadar nasıl taşındığı ve nasıl istiflendiğine kadar önem taşır.

Yayımızla alakalı tüm bu mevzuları Atış öncesi,Atış esnası ve Sonrası başlıklarıyla adlandırmamız işimizi kolaylaştıracaktır.Başlıkların hepsi de birer peryodik kontrol niteliği taşırlar.

Bu kontroller benim okçuluk hayatımda da rutin olarak yaptığım işlemlerdir ve faydası olacağı kanısıyla bilgilerimi sizlerle paylaştım.

Bu tedbirlerin uygulanması aşırı soğuk havalarda ve özellikle yaz sıcaklarında çok önemlidir.Aşırı sıcak yay laminalarının ayrılması neticesinde önceleri gözle pek fark edilemeyen,ilk başta yay kullanımını engellemeyen küçük lamina ayrılmalarına sebep olur.

Kullanımla alakalı olarak bir müddet sonrada bu olay sal asimetrisiyle yada yay kırımıyla son bulacaktır.Bu durum özellikle ahşap ile ahşap olmayan malzeme laminasyonları arasında epeyce görülmektedir.

Çünkü Epoxy yapıştırıcısı diğer farklı iki malzemeyi ısı etkisiyle yumuşamasından dolayı parçaları birlikte tutmakta pek başarılı olamaz.


Atış öncesi:
Yayın hangi koşullarda taşındığı,korunduğu konusudur.Yay taşınırken her zaman için koruyucu torbasında yada çantasında korunarak dış ortamdan gelebilecek darbe,ısı yada soğuğa karşı önlem alınmalıdır.

Mesela bir araba bagajında yayınız yüklerin en altında değilde;yenilmez bie pehlivan gibi her daim bütün yüklerin en üstünde olmalıdır.

Yayımızı üzerine basılabilecek şekilde ormanda,yeşillikte vs. ayak yolunda olacak şekilde bırakmamalıyız.
Üzerine basılıp geçilen çok yay gördüm.Hatta çok ilginçtir;yere çömelmiş bir okçunun sadağındaki yaya bile basıldığına şahit oldum.Basılma neticesinde yayın kirişi attı ve sadak içerisinde dağıldı.Yayınızı bu tür durumlardan koruyun kollayın ki sonra o da sizi üzmesin.


                                    ''Nede olsa o bizim kıymetlisimissss ''  :)


Aynı şey oklarımız içinde geçerli .Ortam sıcaklığı ve üzerindeki yükler etkisiyle oklarımız  eğilebilir,çarpılabilir,ok yelekleri ezilebilir,kopabilir.Fakat tabiki yaylara oranla daha dirençlidirler.

Atış yerine götürdüğümüzde ise gene aynı anaç,korumacı bir tavırla özen gösterilmeli ve kullanmadığımız anlarda ise yaylarımızı güneşten kaçırarak gölgede tutmalıyız.

Aslında yayınız için en doğru davranış;

       ''kendinize nasıl davranıyorsak ona da aynı şekilde davranmalıyız'' şeklinde özetlenebilir.


Atış esnası:
Yayımızı kurduk ve hemen atışımıza başlıyoruz?...
şeklinde davranıyorsak yanlış yapıyoruz demektir.Yayınız daha atışa hazır olmadığı gibi sizde hazır değilsiniz daha.

Yayınızı kurduktan sonra ilk yapmanız gereken;yayınızı kontrol etmektir.Önce tonç halkalarının kertiğe tam olarak oturup-oturmadığı gözlenmelidir.Bu kontrol daha yay kurulurken yapılmalı ama ikinci bir kontrolden asla zarar gelmez.

Çünkü bu durum kolayca gözden kaçabilecek basit fakat çok-çok önemli bir hatadır ve bende dahil birçok kişininde başına muhakkak gelmiştir.Bir çok olumsuz durumunda mesulu olabilirler.Zaten bu peryodik kontrollerin çoğu hatalar neticesinde ders çıkarılarak oluşturulmuştur.


Kiriş halkasının tonç kertiğine tam oturmaması durumu

Eğer yayınız yukarıdaki gibi bir durumdaysa hemen yayınızı yasın ve kirişinizi düzeltin.

Yay başlarının ise her zaman için sal düzlemine dik durması makbuldür ve arasıra bunu kontrol edip (Eğer bu durum yay başlarında varsa tabiki) eğik olan tarafın aksi yönüne doğru hafifçe bükerek düzeltilmeli ve öylece bir müddet dinlendirilmelidir.

Yay başları taşıma sürecinde üzerine yük almış,üzerine basılmış yada aşırı sıcakların etkisiyle gözle zor fark edilir şekilde bir miktar eğilmiş ve atış sonrası yay bu şekilde bırakılmış olabilir.

Eğer yay başları düzenli olarak kontrol edilmezse yay başlarındaki eğiklik miktarı zamanla artarak yan yana olan sentetik elyaf lifleri arasındaki yapıştırıcının ayrılmasına ve dolayısıyla burkulma,hatta kırıma kadar dahi gidilebilir.



Düzgün bir yay başı


Mesela açık havadaysanız dik olmayan bölümü kısa süreliğine (3-5 dk.gibi) güneşte bırakın.Hafifçe ısındıktan sonra dik durmayan yay başını aksi yöne doğru hafifçe bükerek ve hemen sonrasında yapacağınız hafif bir göz ucu kontrolüyle başların sal düzlemine dik durmasını sağlayın.Bir müddet serin bir yerde bırakarak tekrar ortam sıcaklığına dönmesini bekleyin.


Yay başını eğme işlemi

Sürenin sizin için bir acilliyeti yoksa bu işlemi ev ortamı sıcaklığında yay başını eğik olan tarafın aksi yönüne doğru hafifçe büktükten sonra evde duvara vs.2-3 gün asılı bırakarakta yapalabilirsiniz.Süre bittiğinde ise gene yay başlarının dikliğini kontrol ederek işlemi sonlandırabilirsiniz.

Bu işleme Osmanlı'nın da dediği gibi 'Yaya tımar vermek' diyebiliriz çünkü arada pek bir fark yoktur.

Bu bahsettiğim doğrultma işlemini yabancı ve meşhur bir sentetik yay ustasının yabancı internet sayfasında da gördüm.Kısaca yay kurulumu ve sonrasında yay başlarının kontrolü ve müdahelesi üzerinde oldukça duruluyordu.

Bu kontrol özellikle yaz aylarında dikkatle yapılmalı.Yay türü ne olursa olsun yay başlarındaki bu tür sağa yada sola burkulmalar bağlı oldukları sal bölgesindeki paralel sentetik elyaf bağlantılarının zayıflamasına;zamanla daha da ilerleyerek birbirinden ayrılmasına bile sebep olabilir.


Yapılan bir diğer önemli hata da kabzanın yanlış kavranmasıdır.Bir çok yerli dizi-filmlerde de görebileceğiniz bir durumdur...,bu işten anlayanlarca çok yadırganır ve konuşulur.

Kabza ne alttan nede üstten kaydırma olmayacak şekilde çelik ve parmak hizaları aşağıdaki resme göre hizalanacak şekilde kavranmalıdır.

Avcunuz kısa bir süre sonra kabza eğimine öylesine alışırki kabzayı gelişigüzel kavrayıpta çeliğe baktıığınızda hizasının tam olduğunu görürsünüz.

Kabzayı kusursuz kavramak ok yatağı yani tir geçiminin kabzadaki yerinin hatasız olması anlamına gelir.Böylece sizde atışlarınızı hep aynı tir geçiminden yapmış olursunuz.

Yanlış tutuş atışta salların dengesiz çalışmasına sebep olabileceği gibi salların orantısız zorlanmasına,asimetriye,zamanla kırılmasına bile yol açabilecektir.Görüldüğü anda okçu adayı uyarılmalı;doğru kabza kavrama şekli gösterilmeli,önemi anlatılmalıdır.


Kırmızı  çizgi kabzadaki çelik-ibrancak hizasını göstermektedir.


Bu yanlış kullanım şekli kendini zaten yay kabzasındaki ok aşındırmaları ilede belli eder ki bu aşındırmalar kullanana göre kabza ortasına kadar dahi gidebilir.

Kabza hasar durumu bir okçunun karnesi yada aynasıdır ve yayın nasıl kullanıldığına dair bilgi veren bir bant kaydı gibidir..,okuyabilirsiniz.

Yayımızı kurduk ve kontrollerimizide yaptık çok şükür..,herşey normal peki;şimdi hemen atışa geçebilirmiyiz?..,malesef gene hayır :)

Kurulu olan yayı tam geçişe geçirmeden evvel son bir işlemimiz daha kaldı.Eeee;okçuluk meşakkatli fakat bir o kadar da zevkli bir spor...,

                                     ''Gülü seven dikenine katlanır.''

Yayı tam çekişe geçirmeden kademe kademe çıkarmalıyız.Bu çekiş stili atışlar öncesinde yayı esnemeye hazırladığı gibi bizim içinde adeta bir ısınma hareketi gibidir.

Hiç kimse yayı kırılmaya çalışılan fakat kırılmaması gereken bir eşya olarak pek görmez;görmekte istemez.

Hem yay hemde okçu için düşünülmüş bu faydalı hareketin Osmanlıdaki karşılığı 'Yayı kullablamak'tır.Gene ecdad bu işi de çok iyi düşünmüştür.

                    Yayınızı her zaman için kullablayın ! hem yay ısınsın hemde siz !


Ayrıca kirişinizi burmamalısınız;bursanızda sayısının 3-5 turu geçmemesini garantileyin ki yay başlarını korumuş olun.



Sarı Klavuzlu Osmanlı Tarzı Tonç Düğümlü Kiriş

Unutmayın !
Osmanlılar yaylarının kirişlerini kısaltmak istediklerinde dahi kirişlerini burmamışlar aksine düğüm atmayı tercih etmişlerdir.

Kendiliğinden burulup-burulmadığını fark edebilmek için ana kiriş sargılarında farklı renkte bir klavuz ip dahi kullanmışlardır.


Atış sonrası:
Yay başı-sal düzlemi kontrolünü yayı ilk kurduğumuzda yaptığımız gibi atış bitiminde de tekrar hafifçe gözden geçirmeli çünkü yayınızı kenara bıraktığınızda son durumu yay tarafından hafızalanır.
                   
                    Yani bu son duruma ' Nasıl görmek istiyorsan öyle bırak ! ' da denilebilir.

Aslında 'Atış sonrası' kontrolü bir son değildir ve yayınızı 'Atış öncesi'ne hazırlayan bir döngüyle devamlılık arz eder.Umarım faydalı olabilmişimdir.



Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet A.Gölhan

6 Nisan 2016 Çarşamba

TİRKEŞ yada OK ÇANTASI


Günümüzde ok çantası,kabı olarak adlandırabileceğimiz tirkeşler geçmişteki bir savaşçının temel aksesuvarlarından olduğu gibi günümüzde de ihtiyaca yönelik olarak benzer fakat daha az işlevsel olanı halen varlığını sürdürmektedir.
İşlevsellik..?,
tamamen savaş ortamı,sahip olunan silahlar ve yayın türü gibi bir sürü faktörlerin etkisi altında son hallerini almış olduğunu söyleyebileceğimiz tirkeşler işlevsellik açısından günümüz ok çantalarına kıyasla çok daha kullanışlıdırlar.



Olimpik okçulukta ok çantasının kullanımı

Mesela;yukarıdaki resmi inceleyecek olursak eğer öncelikle ok çantalarının geleneksel okçuluğumuza kıyasla ters takıldıklarını görürüz.
(Hatta daha da kötüsü birçok tarihi savaş filmi ve dizilerimizde de olmaması gereken bu kullanıma rastlayabilirsinizde.)

Oysa bu şekilde takılan bir ok çantası geçmişteki savaşçının kılıç kullanımını engellediği gibi bele yada kemere olan tek nokta bağlantısıyla da rahatsızlığa yol açar.


Tirkeş makalem ilk bakışta sadece geleneksel okçulara hitap ediyor gibi görünsede modern -olimpik okçulara da verilen bir tüyo niteliği taşımaktadır.

Gerçi modern bir okçunun kullanım şartları göz önüne alındığında idare eder gibi gözükse de açık havada atış yapan,yarışan biri için rüzgar belası sadece ok uçuşu için değil aynı zamanda ok çantasının ve içindeki oklarında sallanmasıyla da bir problem olarak ortaya çıkacaktır.

Okçu esen rüzgar beraberinde hedefine kitlenmeye çalışırken birde ok çantasının savrulmasıyla boğuşacak;atışta konsantrasyon eksikliği yaşanacaktır.


İşte!,işini bilen bir yarışmacı.

Yukarı resimdeki yarışmacı durumun farkına varmışki önleminide almış :)
Hadi ''bu okçu tanınmıyor,ünlü değil'' yada ''başarısız biri olabilir'' dediniz...,ve başarılı bir okçu örneği verebilirmisiniz ?.,dediğinizi farz edelim.Pekala;o zaman size oldukça başarılı biri olarak milli okçu Brady Ellison'u  örnek verelim.


Ok çantasını acaba neden ters takmış;oklar neden geride ? :)

Kullanış tarzı aynen geleneksel ok çantalarına benziyor değil mi? Yarışmalarda illaki bunun faydasını görecektir fakat tirleri(Oklar) barındıran bir tirkeşin tarihsel işlevselliğini size asla sunamayacaktır.

Çünki modern ok çantalarının 1 yada 2 adet bağlantı noktası varken tirkeşlerin 3.bir ekstradan bağlantısı bulunur.İşte bu ilave nokta tirkeşi vücudunuza sabitler.Tirkeşinize çok daha hakim ve rahat olduğunuzu hissedersiniz.Aşağıdaki görüntü bana açıkçası bir at koşumunu anımsatmaktadır.


Gölhan yapımı Tirkeş

Bu 3.nokta olmadan rüzgar dahi esse tirkeşin ileri-geri oynaması,havalanma-kalkma meyilimi vardır.
Ben buna birçok okçuluk festivalinde tanık olmuşumdur.Oysa gerçek 3 nokta bağlantılı bir tirkeşle onu havalandırmadan rahatça koşar,her hareketi yapabileceğiniz şekilde vücudunuzun bir parçası haline gelir.Aynen silahşör kovboyların tabanca kılıflarını alttan bacaklarına bağlamaları gibi.




Resimde görmüş olduğunuz tirkeş severek kullandığım kendi yapımım bir tirkeştir ve farkındaysanız fazlaca bir süsü vs. si yoktur çünkü süslü-püslü abartılmış tirkeşlerden pek haz almam.Benim için onun gerçekçiliği,sağlamlığı çok daha önemli ve kıymetlidir.

Hazır yeri gelmişken;

Bu durum geleneksel yaylar içinde aynen geçerlidir.Fazla süse kaçmadan silahta sadelikten hoşlanmamın yanında benim için güzellik gerçeğine ne kadar benzediği ve sağlamlığıyla alakalıdır.

Ayrıca;ister yerli olsun ister yabancı; yapılmaya çalışılan her yaya Osmanlı yada Türk yayı denmesi o yayın aslınla olan alakasızlığı dolayısıyla bana çok yanlış ve ters gelmektedir.


Günümüzde modifiyeli Kore yayını andıran absürd bir yaya Türk yayı(Yada Türk Hakanlarından birinin ismiyle hitap edilmesi),Kırım-Tatar yayı,Osmanlı yayı dahi denmektedir.


Bu yaylar illaki kullanılacaktır,daha da çokları yapılacaktır tabiki ama kanımca onlara bu sıfatlar asla verilemez,komik düşeceğinden yakıştırılamazda.

Herşeyden önce yapılan o yayın görsellikte bu sınıflamayı hak etmesi gerekir.Unutmayalımki Osmanlı yayı formu onu bir türk'ün yapmasıyla oluşmaz fakat 'Türk yapımı yay' sıfatını peşinen alacaktır her halükarda.

Gelelim Tirkeşi nasıl yaptığıma;
Gerçek bir tirkeşe benzemesi amacıyla müze ve kolleksiyonlardaki bir çok resimden faydalandım,ölçekli şablonlar çıkardım,deriyi kestim ve elle diktim.Amacım onu kullanırken geçmişteki bir savaşçının hissettiklerini anlamak,diğerlerine nazaran ne fark yarattığını görmeye çalışmaktı.Aslını hatırlatmayan,kötü bir replikayı zaten yapmak ve kullanmak istemezdim.

Tirkeş yapımında genelde derinin kalın olması istenirki tirkeş dirice ve sağlam dursun.Yaptığım bu tirkeşin en önemli özelliği ise düşünülenin aksine pekde kalınca olmayan gevşek bir deriden yapılmış olmasına rağmen kazık gibi durmasıdır.

Tahmin edebileceğiniz gibi deriye sertleştirme işlemi uyguladım.Tarihe uygun olarak deriye uygulanan iki türlü sertleştirme metodu var.İlki sıcak suda kaynatma usulüdür fakat hacim(1/3) küçülmesi ve istediğim sertliği pek elde edemememden dolayı 2.metod olarak seçtiğim ''deriye sıcak balmumu tatbiki yöntemi''dir.

Bu metod her yönüyle muhteşemdir çünkü deriye sertlik verdiği gibi kendine özgü koyu bir renk vererek boyama derdinden kurtardığı gibi su ve nem yalıtımını da sağlayarak sizi bir sürü zahmetli işlemlerden kurtararak zaman tasarrufu sağlar.Balmumu sertleştirmesi görece pahalı olsada tarihte tercih edilen bir yöntem olması muhtemeldir.

Bu mucizevi malzeme Romalılar zamanında da ahşap,kumaş gibi materyallerin her türlü yalıtım işlerinde kullanıldığı gibi zırhların yapımında da kullanılmıştır.Balmumu kullanımı Vikinglerde ve eski mısırlılarda da görülmektedir.Kısaca orta çağıda katarak devrinin süper yalıtım,cila ve sertleştirme malzemesi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Unutmayalımki zırh yapımında deriyi sıcak suyla sertleştirebilirsiniz fakat neme ve suya duyarlılığını engellemek için muhakkakki yalıtımada ayrıca ihtiyaç duyulacaktır.

Osmanlı okçuluğuyla alakalı olarak oklarının yalıtımında,cilalanmasında ve muşamba sargısında da balmumunun kullanıldığını anımsayalım.

Belkide sıcak su ve balmumu sertleştirme yalıtımı birlikte kullanılarak metal zırhlara kıyasla daha hafif,ucuz ve hareket kabiliyeti (amaca göre) daha yüksek zırhlar elde edilebiliyordu.

Anlayacağınız;gerçek deri zırhlar öyle dizilerdeki gibi rüzgar estiğinde pul-pul havalanmazlar.Sertleştirilmiş deri sıkı ve diri durur.Havalananları ise düşman karşısında hiç bir işe yaramayacağı önceden bellidir zaten.

Deri zırhlara uygulanan sertleştirme işlemiyle nasıl bir koruma sağlanıyorsa Tirkeş derisine uygulanan balmumu sertleştirme işlemide bacağı koruyan bir zırh görevi görecektir.

Deriyi balmumuyla sertleştirme işlemi fırında ısıtılan derinin üzerine ısıtılmış balmumunun (Benmari usulü) yedirilmesiyle gerçekleştiriliyor.Ve ortaya o gevşek ve oynak deri parçasından mucizevi sertlikte adeta bir kütük çıkıyor...,deneyenler anında görecek ve kesinlikle şaşkın kalacaklardır.

Peki ben bu metodu tirkeşime nasıl uyguladım ?..,
bu metodu uygularken yeterince büyük fırınım olmadığından dolayı eritimiş balmumunu deri yüzeyine elektirikli bir ısı tabancası vasıtasıyla uyguladım,iyice yedirdim.






Isıtılmış deri eritilmiş balmumunu içine çekerek adeta suya doyan bir çelik kılıç gibi hiç umulmayacak derecede sertleşmiş bir ürün  olarak ortaya çıktı.Uyguladığım bitkisel yağ,su vs.gibi diğer hiç bir yöntem bana sıcak balmumu sertleştirmesinin verdiği neticeyi veremedi diyebilirim.
Üstelik yağın kuruması bayağı uzun zaman alıyor.Oysa balmumuyla anında netice alıyorsunuz.

İlave olarak;bahsettiğim önce derinin sıcak suyla sertleştirildikten sonra sıcak balmumuyla sertleştirilmesi neticesinde ortaya çıkan deriyi merakım üzere bir dahaki sefere denemek şart oldu :)





Balmumuna mum yapımında kullanılan parafin maddesininde eklenmesi derinin sertliğinde etkili rol oynayacağı açıktır.

Bu işlemler sırasında balmumu ve parafin buharının ateşten uzak tutulması,ateş alma sıcaklığından korunması gerektiğini güvenlik açısından hatırlatmak isterim.



Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet A.Gölhan