4 Ekim 2015 Pazar

GEZ SARGISIYLA DÜGÜL'ÜN MESELESİ





Geleneksel yada modern olsun herhangi bir okçuya 'Gez sargısı nedir?' diye sorduğumuzda hiç kuşkusuz beklenilen cevap anında verilecektir.

Gez sargısı için okun kiriş üzerindeki yerini belirleyen basitçe bir sargıdır....,denilsede durum hiçte o kadar basit değildir...,okumaya devam edin  :)

Fakat aynı arkadaşlara birde 'Dügül nedir' diye sorsak o zaman ne olurdu acaba?..,muhtemelen bunun cevabınıda ancak geleneksel okçu arkadaşımız verebilecektir sanırım çünkü geleneksel bir okçunun okçuluk tarihine olan ilgisinin çok daha fazla olması ihtimali daha yüksektir.

Gez sargısıyla dügül arasında sarım sayısı dışında herhangi bir farkın olmadığı ve aynı işe yaradığı düşünülmüştür her nedense.

Peki ya size gez sargısıyla dügül'ün aslında farklı farklı işlevselliği olduğunu,dügülün çok daha kullanışlı olduğunu ve günümüzde bu mevzuda da tarihi kaynaklarımızın değilde gene (Her zamanki gibi) batı okçuluk kültürünün BAZ alındığını söylesem..., ne düşünürdünüz?

Bir geleneksel Türk okçusu olarak doğru olanın dügül kullanmak olduğunu bile bile siz genede 'Gez sargısı'nı kullanmaya devam edermiydiniz?..

Gez sargısı ve gez sargısı tabiri kullanılmamalı değilmi?.Durumu fark edene kadar bende kirişlerimde gez sargısını çokça kullandım ama o zamanlar diğer okçular gibi durumun hiçte farkında değildim.Taki ilgili konu dikkatimi çekinceye kadar.Oysa mevzu ne kadarda kolaydı fakat işte bir o kadarda kendini iyi gizlemişti o tarihi yazılara.

İşin komik tarafı;

bir zaman sonra aslına sadık kalayım diye meydanlığıma gez sargısı değilde hadi dügül sarayım dedim.Fakat fiilliyatta onuda aynen bir gez sargısı gibi algılayarak bir süreliğine yanlış kullandığımı itiraf etmeliyim :)

Çünkü günümüzdeki kullanımı böyleydi ve beyin onu otomatikman sanki basit bir şeymiş gibi algılıyor....çarpım tablosunu kullanır gibi...

 Oysa gerçekte dügül gez sargısıyla aynı işlevsellikte değildi.Aşağıdaki fotografa dikkat edilirse okun arkalığı dügülün altına yanlış yerleştirilmiş ve batı tarzı gibi yanlış kullanımı gösteriyor.



Gez'in dügül altına Batı tarzı gibi hatalı yerleşimi.


Eski okçuluk kitaplarımızda bahsedilen;Osmanlı okçuluğunun gerçek atış stili olan 'Çeneyi omuza bağlama tekniği' gibi dügülde önemli bir mevzudur.(Konuyu yeni duyanlar üzerine tıklayabilirler)

En azından ben kendi adıma;
tüm bu gerçekleri öğrendiğim andan itibaren uyguladığımı,teknik ve düzenimi düzelttiğimi gururla söylemek isterim.

Önceden gez sargısı sarardım..,şimdiyse dügül sarmaya ve onu doğru kullanmaya ve hatta gez sargısıyla kıyaslamaya başladım.

Teknik olarak çok daha önemlisi eskiden çenemi omuzuma bağlamazdım...,gerçeği öğrendim ve eski yanlış alışkanlığımı zorda olsa terkedip çenemi omzuma bağlamaya başladım.

Neden mi?,nedeni çok basit çünki benim yapmak istediğim Osmanlı tarzı okçuluk..,batı tarzına doğru kayan bir fantazi okçuluğu değil.İtiraf etmeliyimki ben bu konuda hiçte toleranslı değilim.

                                     ''Aman canım ne fark ederki ! ''

tarzı düşünceler hiç bir zaman bana göre olmamıştır ve benim için bunu diyen şahsın yakında geleneksel kıyafetle makaralı bir yay bile kullanması söz konusu olabilir.Olsun!;genede kabul edecek kadarda hoşgörülüyüzdürde...,ne diyelim ki?,yeterki okçu olsun :)

Fakat tarihi gerçekçilik dendiği zaman işte o anda akan sular durur ve evvelden edinilmiş ne tür yabancı alışkanlıklar olursa olsun hemen,anında terkedilmeli; kulaktan dolma,yanlış yada eksik bir atış tekniği kullanılmamalı,asla öğretilmemeli.

Bir yeniçeri kıyafetinde kendine has yeniçeriye mal olmuş özel börkü olmadan nasıl hiçbir anlamı olmazsa;gerçek usulleriyle,tekniğiyle yapılmayan Geleneksel Osmanlı okçuluğununda hiçbir anlamı olamaz.

Geçmişteki yazılan o tüm tarihi terknik belgelerin amacı bu değilmiydi zaten?.
Ustalar eğer sen bir Osmanlı gibi atmak istiyorsan klavuzun bu ! al işte ! oku !.Bizim zamanımızda bu işler böyle yapılırdı demişler.Al yayını elinede o günlerde nasıl atılıyorsa,doğruluğunu araştırmadan kafana göre rastgele at;gerisini boş ver dememişler.


Zamanında serçeyi bile bahisle başından vurabilen bir okçunun Okmeydanındaki tekkeye geldiğinde oradaki ustalar tarafınca 4 parmakla atış yapmasından dolayı makbul sayılmayıp,anında müdahele edilerek makbul olanın kurallara uygun,doğru tekniğin olduğunun söylenmesi ve uygulanması dikkat çekicidir.
                                                                                                                                  Kavsname



Tarihi gerçekçiliğin önemini arz ettikten sonra gelelim şu dügül meselemize.Kirişi oluşturan bölümler tonç halkaları ve düğümleri,ana kiriş,meydan sargısı,güller ve konumuz olan dügüller bilindiği üzere.


Siyah meydan sargısı üzerindeki Dügül'ün doğru kullanımı


Dügül gez yerini belirlemek maksadıyla meydan sargısı üzerine sarılan ikinci bir sargıdır.Fazla kalınca sarılmamalıdır çünkü ok arkalığı sıkışır,sargı tiftiklenir ve neticede kopar.Ayrıca atışıda etkileyebilir.

            Ok gezlerini sıcak fönle ısıtırsanız dügüle alıştırmış olursunuz....,tavsiye.

Günümüzdeki modern yakıştırması ''gez noktası,sargısı'' yada ''arkalık sargısı''dır.Ama gördüğünüz gibi benzemediğinden ve yakışanı dügül olduğundan böyle anılması çok daha uygundur.

          Gez noktası ingilizcedeki karşılığı 'nock point','nocking point' ile aynı anlamı taşır.
          Bizimde ingiliz olmadığımıza,yayımızında uzun yay olmadığına göre....


Dügül meydan sargısı üzerine sarılarak eskilerin ''Usta okçular dügül kullanmazdı' sözüne rağmen genede bir kesim tarafından kullanılıyordu ve bu sözle görülüyorki geçmişteki bazı okçularında birbirleriyle atıştığı izlenimini yaratıyor.

Aslında dügül ve gez sargıları kiriş üzerinde devamlı olarak aynı atış eğimini yakalayabilme ihtimalinin basit bir yoludur.Doğrusu bu yolu kullanmadan, bir kenara iterek doğru noktayı öyle el yordamıyla yakalamaya çalışmayı kendi adıma pek kullanışlı bulamıyorum nedense...,çünkü pratik değil.

Belkide dügülsüz kullanım sadece yakın mesafe atışlarında kullanılıyordu çünkü uzak mesafede isabet için her daim aynı noktaya gezlemek şart malesef.

Meydan sargıları üzerindeki modern anlayıştaki gez yada arkalık noktası-sargısı tamamen okun kiriş üzerinde verilmesi zorunlu olan eğimin belirlenmesinde kullanılır ve zihgir takviyesiyle gezin oynamasını engelleyerek ok gezini adeta yerine mıhlayarak sabitler.

En üst resimdede görebileceğiniz gibi ok arkalığının aşağı yada yukarı kaçmasına imkan yok.Üstelik olduda gez noktanız hatalı oldu.İşte bu durumda sargıyı söküp yeniden sarmak zorundasınız.Oysa dügül kullanımında her şey güllük gülüstanlıktır :)




Kırmızı renkli dügül sargısı


Dügül sargıları ok gezini meydan sargısı üzerine sanıldığı gibi gezi sabitlemek üzere sarılmamıştır ve doğru noktayı bulana kadar okunuzu istediğiniz kadar aşağı yada yukarı istikamette kaydırabilirsiniz.


Rahatça belli olması için farklı renkte fakat 4 küsur santimetreleri dahi geçebilen enlice sargı boyuyla fark edildiği üzere kısa modern gez sargısı görüntüsünden farklıdır.



Gez-arkalık sargısı


Aslında bu konudaki düşüncelerimin oluşmasında dügülün fazlaca enli olması etkili olmuştur.Bu kadar enli bir gez sargısı modern gezlere göre fuzuli gibi görünüyordu ....,sanki ok gezinin gezinmesi için böylesine uzundu ve belkide kasıtlı olarak farklı noktalardan da atış yapılabiliyordu.

Mesela farklı tipteki yada gez kalınlıkları değişik olan oklar için bu işlem çokda uygun gözüküyor.

Bu kadar enli bir dügül sargısı ancak meydan sargısı üzerinde doğru noktayı bulabilmek olduğu kadar zihgirin meydan sargısı üzerindeki aşındırıcı etkisini bertaraf edebilmek içinde kullanılabilirdi.

Birde;
meydan sargısını sarmak dügülü sarmaktan çok daha zahmetlidir.Zihgir ve ok arkalığının aşındırdığı dügül yeniden görece daha kolay sarılabilirdi.

Bildiğiniz gibi sadece yorumlamayı değil kanıtla çalışmayı çok severim çünkü bulgularda cümledeki nokta vazifesini görürler.

Nitekim bu tespitleri doğrulayacak tarihsel ifade ve açıklamalar Ünsal Yücel'in Türk Okçuluğu Kitabı ve Kemankeş Mustafa efendinin Kavsnamesinde (1735) görülebilmektedir.

Mesela Ünsal Yücel kitabındaki bir anlatım gezin dügül altına değilde;direkt olarak dügül sargının üzerine yerleştirildiğini belirtmektedir.Dügül kalın iple kalınca sarılırsada gez dudakları için mahsur oluştururdu deniliyor.


''Dügülün kalın olmaması gerekir;yoksa okun rahat çıkmasını önler,gez dudaklarının 'Apışmasına' yani ayrılmasına sebep olur.'' denmektedir.
                                                                                                  Türk Okçuluğu-Çile yapımı sayfa 271.


Ve ok arkalığı yani gezin günümüzdeki gibi sabitlenmediğini,gezgen olduğunu gösterir mevzu;


''...gez yerini gayet aramak gerekdür.Üstad bulınmaz ise kendün okun yukaru gezleyesin muhalif giderse aşağa gezleyesün arayarak mahall yirini bulasın anda putaya karşı oturasın.....''
     
                  Sayfa 60-Kavsname/Kemankeş Mustafa Efendi/Çeviri:Dr.HanifiVural-Dr.Y.Metin Aksoy


Korelilerinde aynen Osmanlılar gibi dügül kullanmaları,yay geleneklerini bu kadar benzer ve başarılı korumaları inanılmaz.Aşağıdaki vidyo linki Korelilerinde Osmanlı gibi dügül kullandıklarını gösteren müthiş bir vidyodur;kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim.

Videoyu sadece aşağıdaki linki kopyala-yapıştır(copy-paste) ile seyredebilirsiniz.

 https://youtu.be/qVVQyWr5vi4?list=PLbYeNwcq4VrVJDnQyhmXzr4z2wi4EoRIY&t=600



Bu tür teknik araştırmalarımın ana nedeni;
aynı zamanda hararetli bir okçu olmam nedeniyle yapılmak istenende Geleneksel Osmanlı okçuluğuysa eğer; bu yolda doğruluğuna yürekten inandığım gerçek bir Osmanlı atış tekniğinin uygulanması ve öğretilmesidir ki neticede kendi ülkemiz ve diğer ülkeler nezdinde de teknik ve düzen doğru olarak tanınsın.


Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet A.Gölhan

6 Temmuz 2015 Pazartesi

Avcıbaşı Kara Mustafa kimdir?.


Bu seferki yazımda kullandığım başlık sizlerde genellikle teknik  konularda yazı yazmış birisi için en başta 'Ne alaka..?' gibi bir intiba uyandırabilir fakat makale başlığındaki,bu şahsın kendisiyle özdeşleşen öyle bir mahareti varmışki okuduğum anda benim resmen şoke olmama sebep oldu.

Kemenkeşler,kemengerler,tirgerler,zihgirciler vs.gibi şahıslar eğer varsa bir takım şahsi özelliklerinden dolayı daha bir hatırlanır,ayırd edilir olurlar.Hangi meslekten oldukları gibi bir takım
alışılageldik bilgilerin yanında savaşlardaki yararlılıkları gibi önemli bilgiler ve hatta zaman zaman kemankeşlerin bir takım sıradışı davranışları,hatta görünüşleri dahi söz konusu olabilmektedir.

Kadı mustafa efendinin aşırı şişmanlığından dolayı devrinde ''Şişman paşa'' diye tanınması..,o kadar şişmanmışki 5-10 adımda bir oturup dinlenirmiş.

Bir tirgerin ise elinde yonttuğu ahşap talaşla kapı-kapı,esnaf-esnaf dolaşıp,''Varmı daha ince yontabilen?' deyip şamata yapması...,gibi enteresan enteresan karakterler.

En ilgimi çekenlerden biride;Karga Mustafaya yapılan ''Kolları soyulmuş koyun paçasını andırırdı''  şeklindeki acayip bir tanımlamanın(Adamı anacak başka şey bulamadınızmı?.., dedirten cinste :) akılda kalıcılığı çok daha fazladır;değilmi?.

Bu arada;onca zayıflığına rağmen bu şahsın iki menzil rekoru varmış,zamanında bayağı meşhur bir kemnkeşmişde hani :)

İşte;konumuz olan Avcıbaşı Kara Mustafanında benimle kesişen bir özelliği,mahareti varmış ve ona has bir özellik olduğu belgede önemle vurgulanmış.Fakat dilerseniz önce hakkında toplayabildiklerimizi sıralayalım.


Avcı başı Kara Mustafa (15.yy.sonu-16.yy.ilk yarısı):Yavuz Sultan Selim'in avcı başısı imiş.Kemah kalesi fethinde(1515) kaleye ilk çıkan o olduğu için 45.000 akçe ile ödüllendirilmiş.
Aynı zamanda menzil sahibi biriymiş.Yıldız poyrazı havası ile atılan AHİ PARPOL MENZİLİ'nde yerini birkaç defa sürüp Top İskenderden daha uzağa atarak 1097,5 geze atmış,taşını diktirmiştir.

''Güçlü bir kemankeşti..,yay ne kadar sert olursa olsun yayın iki başını ellerine alıp,iki dizine dayayıp,sağ elinin baş paramağı ile sürüp kirişini takardı.''


                                                                                     Kaynak:Türk Okçuluğu/Ünsal Yücel/sayfa 220.



Evet ! işte tamda burası..,ilk okuduğumda sanki saatler sonrasında tamda umudu kesmişken kocaman bir balık yakalayan fakir balıkçı gibi şaşkınlık ve sevinç karışımı bir duyguyla o anda kalakalmıştım.

Çünkü Avcı başı kara mustafa'nın maharetle kullandığı bu teknik benim kullandığım tekniğin nerdeyse tıpatıp aynısıydı.

Hatırlarsanız hızlı kirişleme tekniğimi 1.Bölüm ve 2.bölüm olarak daha evvelden yayınlamıştım.(Okuyamayanlar yukarıdaki linkleri ziyaret edebilirler.)

Bu tekniğin hızı haricinde bildiğiniz gibi en büyük özelliği canlı yada cansız bir yardımcıya ihtiyacınızın olmamasıdır.Tek başınıza istediğiniz yerde ve anda,hatta ayakta bile..,evet! yanlış duymadınız;biraz denge istesede yaylarımı ayaktada kurdum,ama çoğunlukla yastım.




Benim kullandığım teknikte sadece tek bir diz kulanılırken avcıbaşınınkinde ise kabza iki dizle birlikte destekleniyor ve tek farkda bu gibi.

Fakat kesin olan şudurki; hani ''Görünen köy kılavuz istemez''derler ya..,bu teknikle çok daha kuvvetli yayların kirişlenmesi mümkün  gözüküyor.

Ama daha evvelde söylediğim gibi;ölçü çekebildiğin kadar güçteki bir yaydır..,yani çekemediğin bir yayı öyle kolayca kuramazsın.

Benim 80 Librelik bir yayımı aynen bu teknikle kirişleyebildiğim göz önüne alınırsa iki dizle kirişlenebilecek yayların ağırlığını hiç düşünemiyorum bile :)



60 Librelik yayın Gölhan tekniğiyle kirişlenmesi


Aslında heriki tekniğinde kesinlikle kardeş olduklarını söyleyebiliriz.Heriki kardeş tekniğinde birbirlerine kıyasla eksileride var artılarıda.

Tek dizle(Gölhan Tekniği):
Diğer ayağın yardımıyla herhangi bir desteğe ihtiyaç duymadan,herhangi bir yerde hatta at üzerinde dahi yay kirişlenebilir-yasılabilir.Canlı-cansız destek arama derdi olmadığından çok daha pratik ve hızlıdır.

İki dizle(Avcıbaşı Kara Mustafanın tekniği):
Yüksek libreli yayların bu teknikle iki diz yardımıyla çok daha rahat kurulabilmesi.Yerde çömelerek kirişleme olanağıda olsa denge problemi olayı bir anda  kaosa döndürebilir ama imkansız değil tabiki.

Bu teknikte en mantıklısı sandelye,tabure yada arazideysek eğer bir kaya vs olabileceği gibi sırtın bir duvara,kayaya dayanmasıylada teknik pekala uygulanabilir.

Kısacası bu tekniği uygulayacaksanız eğer cansız bir yardımcıyada ihtiyacınız var demektir.Fakat her iki teknikte aynı zamanda yay sallarının sağlıklı şekilde esnetilip güvenle kurulması bakımından mevcut olan tek kişilik uygulamalar arasında en güveniliridir.

Evet,
avcıbaşının kullandığı,kendine has olan bu özel tekniğin benim uyguladığım Gölhan tekniğiyle tarihi bir kardeşlik-kanıt bağı oluşturduğunu görmek benim için çok sevindirici bir durum.


Saygılarımla,
Mehmet A.Gölhan




26 Mart 2015 Perşembe

Küçük ama faydası büyük fikirler..,balmumu.



Gölhan Sipahi yayı başı ve tonç halkası

Sizlere bu seferki yazımda yay kirişlerinin;daha doğrusu tonç düğümlerinin ömrünü uzatma amacıyla herkesin yapabileceği çok basit bir işlemden bahsedeceğim.Dediğim gibi...,basit ama faydası çok büyük bir işlem...,mutlaka deneyin.

Atış sırasında yay gücünü kiriş vasıtasıyla oka aktarırken tonç derisi ve tonç halkalarıda zamanla aşınmaya başlar...aynen bir arabanın lastiklerinin aşınması gibi.

Tonç halkaları yay başlarınada sürtünse aslında en büyük darbeyi tonç düğümlerinin yaya çarpmasıyla ve tonç derisi bölgesindeki sürtünmeden dolayı alırlar.

Hatta bazı tarihi filmlerde duyulan o meşhur ''yay gıcırdaması'' sesi işte bu bölgeden gelir.Kulağa belki bir düşman için ürkütücü;kullanan içinse hoş gelebilir ama burada aslında kuruluktan dolayı oluşan aşırı bir sürtünme sesi vardır ve kiriş-tonç derisi için zararlıdır.

Fakat tonç düğümlerinin bir yastığı andırması dolayısıyla (Daire içerisine alınan bölge) diğer tip kirişler kadar şiddetli bir ''Kırbaç vuruşu'' gerçekleştiremezler.
Tonç düğümü bir yastık kadar yumuşak olmasada düğümsüz kirişe oranla çok daha geniş bir yüzeye sahip olduğu için darbe daha geniş alanda absorbe edilir ve dolayısıyla ömürleri bu yastıkımsı düğüm sayesinde uzamış olur.


Tonç halkasındaki iki önemli aşınma bölgesi.

Hazır yeri gelmişken;
bazı kore yaylarındaki dairesel köprü parçalarının görevini sadece kirişi yerinde tutmakla sınırlanmaz;elastik bir malzemeyle yapılması sayesinde tonç düğümündeki şokda azaltılmaktadır.

Tabiki  bu durum tüm organik-sentetik kore yayları için geçerli değil.İncelediğim bazı sentetik kore yaylarında bir kısmının köprü parçası sertken;bazılarında ise bayağı elastikti....,çok akıllıca :)





Tonç halkası-tonç kertik derisi arasındaki bu kıyasıya aşındırma mücadelesinde diğer tip kirişlere nazaran arttırılmış tonç halkası ip sayısı ile sahip olduğu bu avantaja rağmen sürtünme mevzusu herzaman için vardır.Fakat sizlere aşağıda bahsedeciğim basitçe bir uygulama sayesinde tonç halkalarının ömrü daha da artacaktır.

Aslında bu işlem sadece tonç halkalı Osmanlı-Türk Asya tarzı kirişlere has olmamakla birlikte diğer tip yay kirişlerinede uygulanabilirliği sayesinde tabiki onlarada avantaj sağlayacaktır.

Bildiğiniz gibi balmumundan daha öncede bahsetmiştik...,yay kabzasına muşamba yapımında kullanılırken derideki çatlaklara iyi gelmesinden...,el kremi yapımında kullanıldığından ve hatta ağızda çiğnenerek boğazdaki gıcığa bile faydalı gelebilecek kadar şifalı olduğundan hararetle bahsetmiştik.

Bu maddenin okçulukda ahşap şaftların kaplanması ve cilalanmasıda dahil daha birçok alanda ısrarla kullanıldığını görüyoruz.
Mobilyacılıkta ahşap malzame yüzey gözeneklerinin kapatılması,cilalanması,balmumu alkol,bitkisel yağ karışımlarından oluşan değişik değişik pastamsı ve sıvı cila,ahşap nem koruyucularının yapımında,çalışan ahşap parçalarda parafinle karıştırılarak kaydırıcı madde olarak kullanılması gibi...say-say bitmez..,pardon bir faydası daha varki söylemezsek hiç olmaz :)


Telhis-i Resailat-ı Rumat sayfa 142 de ''Okçunun en iyisinden petekli bal yenmesinin vücud ve sağlık için şart olduğunu'' ve hatta  karın ağrılarına deva olan iyi cins zeytin yağıyla karıştırılması durumunda okçular için süper bir sabah kahvaltısı olduğundan bahseder.


Biz bu mucizevi maddeyi amacımıza yönelik olarak adeta bir yağ yada gres kullanır gibi doğal bir kaydırıcı-yağlayıcı,koruyucu madde maksadıyla kullanacağız.

                        Bu arada;herhangi bir yerde balmumu satan aktar dükkanım yoktur :)  

Balmumunu ısıtma sistemli su dolu bir kapta yüzen ikinci bir kapta(Benmari usulü) eritebileceğiniz gibi ben bu iş için pratikliğinden dolayı (Zamandan tasarruf) sıcak bir fön (yada sıcak hava tabancası) makinesini kullanmaktayım.



Balmumu kaplı uç kısımlar


Sıcak fön ile balmumunu erittikten sonra tonç halkalarının uçlarını erimiş balmumuna daldırarak
kertikte çalışan (Resimde kırmızı çizgiyle işaretli kısım) bölgenin tamamıyle kaplanmasını sağlayın.
Halkaları balmumu kabından çıkartmanızla birlikte sıvı haldeki balmumu hava temasıyla birlikte hemen kuruyacaktır.

Tüyo:
Bazen oyalanma nedeniyle balmumu kaplaması kalınca olsa bile üzerine tonç iplerine yüksek ısıyla zarar vermeyecek şekilde sıcak hava tutulurken hafifçe bir silkeleme yapılırsa fazla balmumu kaba dökülecektir.

Ben bu yöntemi uzun süreden beri kendi kirişlerimde test etmekte ve çok iyi neticeler almaktayım.
Balmumu yayın çalışması esnasında doğal bir kayganlık sağlayarak sürtünme bölgesinin aşınmasını engeller.Buda kirişinizi çok daha uzun süre kullanabileceğiniz anlamına gelecektir.



Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet A.Gölhan