20 Aralık 2014 Cumartesi

Howard Hill,Byron Ferguson ve Osmanlı çeneyi omuza bağlama tekniği

Osmanlı-Türk Sipahi Yayı-Gölhan Yayı
Günümüzde ilkel bir silah olarak kabul edilen,acemi gözlerde ise kullanımı kolay bir şey zannedilen,gerçekte ise eğitimi ve kullanımı bir hayli meşekkatli ve zor olan yay ile oku günümüz silahlarıyla kıyasladığımızda aralarındaki en bariz farkın isabet oranlarında olduğunu görürüz.

Bir okçu okunu çok uzaklara gönderebilme isteğinin yanında isabetli olmasınıda diler.Fakat isabet ettirme meselesinin öyle pekde kolay olmaması sebebiyle neredeyse her millet kendine has,günümüzde adeta kanunlaşan teknikler-stiller geliştirmişlerdir.

Bu tekniklerin uygulanması esnasında göze hoş gelecek şekilde hoş bir görsellikte oluşur aynı zamanda.Okçu sanatını icra eden bir dansçı-oyuncu gibidir adeta.Zaten bu sebeple ok atmasam dahi okçuların atışlarını seyretmek bana hep keyif vermiştir.

Peki sizce görsellik yada estetikmi daha önemlidir yoksa işlevsellikmi diye sorulduğunda nasıl cevap verirsiniz?
Bir araba var ve çok-çok güzel,ona bakmaya neredeyse kıyamıyorsunuz fakat yanında birde benzin istasyonunu almanız gerekiyor.Ne yaparsınız?

Yada konumuzla alakalı olarak...,hedefi tam ortasından vuran bir okçumu olmak istersiniz yoksa atış esnassında tüm hareketleriyle adeta bir balet gibi davranan sivri-sinek avlar-karavanacımı? :)

Eminimki bu her iki özelliğide sahiplenip hem 'Kelebek gibi uçup,hemde arı gibi soksak'' olmazmı diyen bazı hazır cevap okuyucularımızda olacaktır kesinlikle ama akıl-mantık çerçevesinde ikinci planda olması gereken her zaman için tabiki görsellik olacaktır.

Bu spora başlayanlar iyi bilirki;''Arı gibi sokabilmek'' bayağı zor bir iştir ama 'Kelebek gibi uçabilmek' ise gayet kolaydır.

Şimdi gelelim konuyla alakasına;
dünyadaki tüm tekniklere,işte Eskimosundan tutunda ingilizi,japonuna kadar bütün ülkelerin tekniklerine büyük saygı duyarım fakat insanın aklına ister istemez..,

''Dünyada o kadar okçuluk stili var fakat amacımız hedefi istikrarlı bir şekilde tam isabetle vurmaksa eğer acaba en iyi okçuluk stili hangisidir?...,şeklinde bir soru geliyor...,demiştik ya.., 'Arı gibi sokabilme'' meselesi.

Günümüz modern okçuları nasıl Hoyt,Easton vs.gibi ünlü markaları tercih ederek bu malzemelerin yarışmalarda çok daha başarılı ve isabetli olacaklarını düşünüp satın alıyorlarsa;kullanacağınız teknikte işte o oranda,hatta çok daha kaliteli olmalıdır.Gelin okçuluktaki başarıyı formülleştirmeye çalışalım;

                          Kaliteli malzeme + kaliteli atış stili = İsabette istikrar.

Fiziki olarak bir okçuda aranan en iyi-süper vasıflara sahip olsanız dahi kullandığınız kötü malzeme ve stiliniz sizi başarısızlığa doğru sürükleyecek demektir.

Geleneksel Okçuluk(Traditional Archery) stilleri üzerine araştırma yaptığımızda günümüzde karşımıza iki ünlü isim,adeta efsane çıkmaktadır;Howard Hill ve Byron Ferguson.



Byron Ferguson


Bu iki isimden günümüzde sadece Byron Ferguson'un hayatta olmasına rağmen geride kanıt olarak bir çok vidyo ve resim bırakılmıştır.İşte bu kanıtlar bizlere isabet oranları çok yüksek olan bu meşhur okçuların stilleri hakkında ipucu verirler.


Howard Hill ve Errol Flyn


Burada hemen belirtmeliyimki;bir hedefe yapılan atışlarda önemli olan isabet oranıdır.En küçük bir hedefi bile antremanlarınız sırasında vurabilme ihtimaliniz vardır ama o hedefi her seferinde vurma ihtimaliniz bu iki şahıs kadar usta değilseniz eğer neredeyse 0 dır.

 Mesela bir elmaya yada düşmana yapılan on atışın sadece 1 tanesini isabet ettirebilmek sonuçta çok düşük bir orandır ve bunun anlamı karşınızdakine sizi yenmesi için 9 atışlık bir hak tanıyacaksınız demektir.....,vermemek gerekir   :)

Oysa bahsettiğim bu iki adam dillere destan isabet oranlarıyla siz ister yarışın yada çarpışın karşınıza çıktıklarında size eğer şansınız yada dualarınız yardım etmezse inanınki hiçmi hiç iltimas göstermeyecekler demektir.

Peki daha evvelde söylediğim gibi;bu adamaların teknikleri öyle nasıl bir tekniktirki bu kadar isabetliler.Yoksa bu iş teknik değilde sadece bir yetenek işimidir?

Okçulukta elbette yeteneğin her işte olduğu gibi büyük bir önemi vardır fakat şahsım adına ben ne kadarlık bir yeteneğe sahip olursam olayım doğru malzemeleri ve doğru okçuluk stilini kullanmak isterim.Ve tabiki okçuluktaki başarımın neticesini bahsettiğim şartlar altında almak isterim.

Aslında sizlere bu iki efsaneyi lanse etmemdeki amaç bunların tekniklerini kabul ettirmek,işte..,üç parmak çekişine yada uzun yay kullandırmaya özendirmek değil.Amacım;bu iki efsanenin hedef karşısındaki duruşlarının dünyada bir tek Osmanlı çeneyi omuza bağlama tekniğiyle benzeştiğini ispatlamak,gösterebilmektir.

Yeryüzünde kullanılan tüm okçuluk tekniklerini ''Acaba bir benzerlik bulabilirmiyim'' düşüncesiyle araştırdım.Netice olarak bütün tekniklerin bir parçası olan duruş(Stance) tarzlarının Howard ve Byron'ın duruşlarıyla uyuşmadığını gördüm.

Bayron Ferguson ve Howard'ın resimlerine dikkat ederseniz eğer (Lütfen resimler üzerindeki kırmızı eksen çizgilerine dikkat edelim) her ikisininde adeta sırtlarını kamburlaştıracak derecede başlarını eğdikleri ve Genel okçuluk kurallarını kale almayarak bu şekilde pozisyon aldıkları görülmektedir.Peki bu isimler neden okçulukta bir kural olarak kabul edilen,şu meşhur ''başını dik tut'' görüşüne,kanununa karşı gelmektedirler sizce?Birinin gördüğünü diğeri neden göremiyor,üstelik neden kötülemeye kalkıyor?

Kötülemek?...,bazı okçular/yorumcular bu iki ünlü isimlerin tekniklerinin zayıf olduğunu,üstelik çok kötü göründüğü vs.gibi bir takım saçma-sapan iddialarla karalamaya çalışmışlardır.Ama bana göre makbul olan hedefi vurmadaki maharetinizdir.İsterseniz hedefiniizi amuda kalkarak vurun ama aynen dediğim gibi....,bunu yapın,yapın ama bahsettiğim istikrar oranını yakalayabiliyorsanız tabiki :)

Dünyadaki büyük bir çoğunluk başını ve vücudunu tamamen dim-dik tutarken bir kısmıda vücudunu bel kısımlarından,sanki bel hizalarından geçen hayali bir ip varmışçasına bükmektedirler..,aynen aşağıdaki  Mançu okçuları gibi fakat dikkat ederseniz bel bükümlerine rağmen baş omurga ekseninden ayrılmamıştır ve bu sebeplede farklı bir duruş stilidir.




İngilizler,Afrikalılar ve hatta Eskimo okçularının atış stillerinede bir göz attığımızda benzer şekilde bellerini büktüklerini görürsünüz.Fakat çok daha önemlisi;bu resimlere bakarken Byron ve Howard'ın kamburumsu duruşlarınında (Stance) emsalsiz olduğunu fark edersiniz.

Benzeşen tek duruş-stili ise Osmanlınınkidir.Peki bu benzerlik stilin neresindedir,nasıl oluşmaktadır?,Aşağıdaki resmi incelerseniz eğer,



Osmanlı çeneyi omuza bağlama tekniğiyle oluşan kamburumsu durum. 

Osmanlı tekniğiyle oluşan açısal farklılıklar.

 Osmanlı çene dayama tekniğinin (Bu teknik Osmanlıyı diğer tüm tekniklerden  emsalsizce ayırır.) uygulanması esnasında çenenin ileriye doğru bir miktar hareket ettirilip,omuz boşluğunun desteklenme amacıyla doldurulması esnasında doğal olarak oluşan bir eğim,kamburluk  görülmektedir.

Bu iki farklı tekniğin bir noktada birleşmesiyle oluşan bu üçlü grubu diğer dünya tekniklerinden ayıran en önemli özellik işte budur.



Byron ve 'Kamburumsu' tekniği.


Evet,
kirişi üç parmakla çekiyorlar,oku diğer tarafa yerleştirip yayı yatırmaları,çeneyi omuza bağlamama gibi farklılıklar olsada bir düşünün..,dünyadaki hiç bir teknikle Byron-Howard ve Osmanlı üçgenindeki gibi ''kamburumsu'' bir duruş,stille ok atılmıyor.(Tabiki okçu gerçekten kambur değilse :)

Ayrıca değinmemiz gereken bir diğer konuda;çevrenin tüm bu olumsuz tepkilerine rağmen neden başlarını hala eğerek şu 'Kamburumsu' atışı tercih ettikleridir...,neden bir Jönü oynamaktansa Notrdam(Notre Dame)'ın kamburu kuazimodo(Quasimodo) rolü tercih ediliyor..., unutmayınki bu abiler bu işin starları :)

Bir düşünün..., size yakın birisi gelipte 'Kardeşim neden öyle kambur-kambur yürüyorsun,hoş olmuyor?' dediğinde siz ne yaparsınız?...,tabiki önce birazcık alınır ama sonrasında daha dik yürümeye gayret edersiniz değil mi.

Şimdi,
Howard ve Byron'un isabetli bir atış uğruna kabullendikleri bu 'Kamburumsu'' duruş bende başka başka bulgu ve düşüncelerede sebep olmuştur.

1)Bu duruşla hedef daha iyimi algılanmakta,yoksa çok daha iyimi nişan alınabilmekte?.., yada mesele boyun kemiklerinin kürek kemikleri yada köprücük kemiği arasından başı eğmek suretiyle çekilerek okçuluk için çok daha uygun fiziki bir yapının oluşturulması gibi birazda insan anotomisini ilgilendiren araştırmaya değer bir durummu var?.

2)Byron ve Howard'ın bu 'Kamburumsu' duruş tercihi belliki''Atışı iyileştirme' uğruna yapılmıştır ve kanaatimin Osmanlıdaki çene dayama tekniğini uygulayan bir okçunun bu tekniğin avantajlarına ilaveten ekstra bir fayda göreceği yönündedir.


 Evet,ne demiştik?..,''kelebek gibi uçmayımı''  tercih ederiz yoksa ''Arı gibi sokmayımı?''



Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet A.Gölhan

















19 Haziran 2014 Perşembe

Osmanlıda kepade eğitimi,atışın tarifi ve ortaya çıkan o büyük hata;Osmanlı çeneyi omuza bağlama tekniğiyle atış.

II.Beyazid

Sizlere bu seferki yazımda;
dünya nazarında dahi yayları,okları ve hatta bunların ekipmanlarıyla bile hayretler uyandıran Osmanlı kemanger ve kemankeşlerinin aynı zamanda unutulmuş,kayıp bir atış tekniğinede sahip olduklarını açıklayacağım.
Şu anda bilinmeyen,bu benzersiz teknik bulguya tüm dünya okçuluk camiasınında bir hayli şaşıracağına gayet eminim.Bu sebeple;bilgi aktarımı amacında olan her satırımı dikkatle ve zevkle okumanızı dilerim.

Evet,
geleneksel okçuluğumuzu şöyle bir dünya gözüyle değerlendirecek olursak eğer;baskın olanın yabancı eğitim kaynakları ve onların eğitim tarzlarının olduğunu hemen göreceksiniz.

Antrenörlerse öğrencilerini o 'mükemmel okçu' arayışı içerisinde adeta bir nakış gibi işler,çaba sarf ederler.
Tabiki onların başarılarıları o antrenöründe başarısı olduğundan büyük haz duyar;işte o hocanın öğrencisi,talebesi gibi.

Yarışmalar tabiki gene onların tarzlarıyla ve üç parmak bırakışıyla yapılır.Baskın olan bir tarzın tabiki reklamıda çok olur.İnsanlar hemen görsel ve işitsel duyumlarına istinaden okçuluğun geçmiştede aynı teknikler çerçevesinde yapıldığı intibasına kapılırlar.

Bu konudaki örneklerimiz bir hayli meşhurdur ve bazı tarihi filmlerimizi buna örnek verebiliriz.Aslında pek dikkat edilmez ama filmlerdeki o hataların,alakasız teknik ve ekipmanların kitlelere yanlış bilgi vermek gibi çok önemli etkileri vardır.Mesela bu tarz filmlerde bir osmanlı askerinin yada kahramanın elinde o uzun,batı tarzı alakasız yayları,üç parmak atışları dahi görebilmek mümkün.

Dolayısıyla tarihi bir film için o dönemin kostümü ne kadar önemliyse doğru teknik,silah,ekipman seçimide en az o kadar;hatta dahada önemlidir çünkü izleyiciyi eğlendirmenin yanında görsel olarakta tarihi bir bilgi aktarımı söz konusudur.

İşte bu tarz yanlış bilgi aktarımlarının neticesinde Osmanlının o üstün maharetleri,teknikleri gösterilemeden osmanlı torunlarına yabancı atış stillerin reklamı yapılmış;kelimenin tam anlamıyla 'Aslan kediye boğdurulmuştur'.

Yön tayininde bir pusulanın gücü ve etkinliği neyse geleneksel okçuluğumuzun canlandırılmasında da baskın olanın aksine,eski ustaların yazılı kaynaklarla aktarılan bilgi ve becerilerinin teknik ayrıntıları bizim yol göstericimizdir.

Fakat bazen;üstelik yazılı bir kaynaktan bir osmanlı okçusunun eğitim ve talimlerini öğrenmeye çalışırken bile size bahsettiğim 'Modern okçuluk'  kurallar silsilesinin etkilerini görebilmek gayet mümkün...,nasıl mı?.

Osmanlının atış tekniğini incelemek ve kendi tekniğimle kıyaslamak amacıyla kitapları karıştırıyordum.Bu esnada öyle bir ifadeyle karşılaştımki o an gözlerime bir türlü inanamadım.

Kendi kendime..,' Hay Allah,böyle bir şey nasıl olurda gözlerden kaçar?'..,böylesine önemli bir teknik ayrıntı nasıl olurda bunca zamandır fark edilmeden,adeta insanlara nanik yaparcasına o satırlar arasındaki mevcudiyetini muhafaza eder?.

Bu teknik ayrıntının eksikliği kesinlikle ve kesinlikle günümüz ok atma tekniğimizinde Osmanlıya nazaran hatalı ve daha da kötüsü 'yanlış sularda yüzüyor olduğumuz' anlamına gelir.


UYARI !
Şu an için Türkiye dahilinde yada haricinde;Osmanlı tarzı geleneksel okçuluğu amaç edinen bütün gurup ve bireysel okçuların atış teknikleri sizlere aşağıda sunacağım kanıt ve açıklamalar neticesinde hatalı ve eksiktir.Yapılması gereken ise;bir an evvel bu büyük teknik hatanın düzeltilmesidir.


Çünkü Osmanlı diğer okçu uluslarla arasında sizlere bahsedeceğim bu kayıp teknik bulguyla benzersiz bir sınır oluşturmuştur.Bu sınırı koruma görevi ise biz osmanlı torunlarına düşmektedir.Aksi halde yapılan gerçeği yansıtmayan bir okçuluk fantezisi olacaktır.

Ayrıca bu tekniğin dışarıdan bakmayla öyle kolayca fark edilemediği,analışılamadığı ve dolayısıyle diğer uluslarca farkedilerek kopya edilemediği sonucuda ortaya çıkmaktadır.

Bildiğiniz gibi geleneksel okçuluk eğitimi hedefe bir ok bile atılmadan evvela kepadekeşlikle başlar.
Kepade (yada kepaze) bir okçu adayının atış yapmaksızın özellikle bir hoca nezaretinde 'çekiş kazanmak' ve okçuluğun gerektirdiği bir takım 'vücudi tavır ve duruşların' öğrenildiği,tatbik edildiği düşük kuvvetli yaylara verilen genel addır.

Günümüzde bu amaçla kullanılan serum lastiği yada pvc boru kepadeler geçmiştekilere nazaran biraz daha kepazemsi olsalarda neticede işe yararlar ve kullanılırlar.

Kepadeler sadece bir çekiş kazanma,duruş ve vücud tavrı aracı değil;onlar aynı zamanda hayali bir silahtırda.
Telhis-i Resailat-i Rumat kepadenin adeta bir simülasyon aracı olduğunu özellikle vurgular.Onunla putaya,bir hedefe yada bir menzile niyetle nişan durur,ok attığınızı hayal ederek eskivler çizersiniz.

Bu hayali atışları günümüzdeki gibi (İşte modern okçuluğun etkilerinden biri) sadece ayakta değil,çömelerek,diz çökerek ve hatta bir düşmanınızın attığı bir oktan sakınırcasına..,boksörvari eskivlerle yayınızı gerer..,arada bir ayna karşısında duruşunuzuda bir gözden geçirir, ilk atış deneyimlerinizi hayalide olsa artık yaşamaya başlarsınız.Kepazenin asıl kullanılış şekli budur.

Kanıt ,
(Ayrıca puta atışlarında ve kepadekeşlikte bildirildiği gibi,torba vurulurken bile yalnızca vücudun gereği olan tavır üzere torbaya yönelinmemeli,çeşitli şekillerde de zaman zaman vurulmalı.''Bazen ok atılır gibi çöküp kalmak ile ok atmakta bu sanatın vücut tarafından layıkı şekilde yapılmasına sebep olur'' demişler.Telhis-i Resailat-i Rumat,torba meşkinin tarifi,sf.64.)

Hoca ise kepadekeşin anlatılanlara tam olarak riayet edip etmediğini kontrol ederek yayıyla olan bu münasebetini adeta okur,gerektiğinde ikazda bulunur,gerekirsede ensesine tokadı çakar..,şaka,şaka :)

Okçu adayının bu safhadaki herhangi bir yanlış tutumu ileride öyle sanıldığı gibi kolay kolay terkedilememektedir malesef.


Günümüz kepade eğitiminde yapılan bir diğer hatada kepadenin 3 parmakla kullablama yapar gibi 'çengellemesine' çekilmesidir.
Bu durumu Telhis;3 parmağın baş parmak çekişe nazaran daha güçsüz bir çekiş olduğunu o günlerde yaşanmış bir olayla izah eder.(Merak edenler bu olayı 'kepade hakkında başka yol' sf.62 den okuyabilirler)

Telhiste tavsiye edilen;zihgir kullanılmadan,kirişe bir pamuk dolanması ve üzerine çuha kaplanmasıdır.
Böylece kiriş çıplak baş parmakla ve parmak tahrişi olmaksızın çekilebilecektir.(O zamanki kepadelerin eli rahatsız edecek kadar sert olduğu anlaşılıyor..,kepadelerin ağırlığıda merak uyandırıyor doğrusu.

Bu şekilde kepadenin doğru olarak kullanılması sayesinde kol,sırt kaslarının kuvvetlenip gelişimiyle birlikte 3 parmak çekişinin asla sağlayamayacağı başparmak kaslarına ilaveten bilek,kol kası ve tendonlarınında doğru açılarda kuvvetlenmesi mümkün olacaktır.
Çünkü 3 parmak çekişiyle bir başparmak çekişindeki bileğin-kolun dairesel konum yani açısı farklıdır ve yanlış bir kiriş tutuşuda istenilenin aksine kas ve tendonların farklı açılarda kuvvetlenmelerine neden olur.

Başparmak çekişinde ise kabul gören çekiş yeri;
telhiste adı geçen Ebu İshak,Ebu Haşim,Vahid efendi vs. gibi birçok usta atıcı tarafından tarif edilen nokta kulak memesi yada deliği hizasıdır.
Kiriş kaş hizasından çekilerek bu noktaya kadar çekilir ve kişinin ihtilas,mefruk yada sakin atış tarzına göre bırakılır.(ihtilas=duraksamadan,mefruk=sakin başlayıp ani hareketle bırakmak;hedef yada savaş zamanında en beğenilen atış tarzıdır.)

Günümüzde kulak memesi dışında kulak memesi hizasına tekabül edecek şekilde dudak kenarı,bıyık kenarı,çene kenarı gibi noktalarınıda çapa noktası-baz alanlar(Benim gibi) var tabiki.

Telhiste bahsedilen bu kulak memesine çekişin yanısıra detaylı bilgi akatarımında bulunmaya çalışan bazı dikkatli nakkaşların minyatürlerinden görebileceğimiz,bıyık kenarı-çene kenarı gibi çapa noktalarının aşağıdaki av minyatüründeki gibi kullanıldığı açıktır.


Bir av sahnesinde atlı okçunun çapa noktası durumu


Gelelim şu çok önemli teknik bulguya;

İhtiyacımız olan teorik bilginin kaynağı hiç şüphesiz yabancıların kitaplardaki eğitim tarzı değil,günümüze kadar gelen çeşitli risaleler ve Mustafa Kani bey'in eseridir.

Okçu yukarıda bahsettiğim usul ve tavırlarla ok atarcasına kepaze kirişini kulağa yada o istikamette çekerken hocasının tarifine göre baş-omuz,kısaca tüm vücud düzenine dikkat eder çünkü kepazedeki tavrını ok atarkende aynen tekrarlayacaktır.

Şimdi,
Okçu ayaklarını omuz genişliğinde açar,yay kabzasını kavrayıp kirişi kaş hizasından kulağına doğru indirerek çekerken gözlerinide hedefe doğru yönlendirir ve vücudu gibi başınıda aynen öyle dik tutmaya çalışır ; değil mi?



Vücud ve baş dimdik.

Başı dik tutmak mı?
....,işte burada biraz duralım çünkü işler göründüğü gibi değil.  :)

Yukarıdaki resimde günümüz modern eğitim anlayışına göre yanlış yorumlanmış bir Osmanlı atış tekniği sergiliyorum.Yani Osmanlının atış tariflerine göre bu hatalı bir duruş.

Telhis-i Resailat-i Rumat' a göre uygulananın aksine başın dik yada dike yakın tutulması diye bir tarif yok! 
Bu eserde kepade eğitiminin ayrıntılı anlatımına göre,(Kayıp teknik kanıtı)

'' Namaz kılarken ayakta durmak gibi önce iki ayağını beraber basmalı,boynu dörtbir tarafa eğmeden dosdoğru döndürmeli,yüzü sol omuz üzerine çevrilip yukarı kaldırmamalı,sol omuz olduğu gibi durup kısılıp yükseltilmeden,aşağı çekilip yukarı kaldırılmamalı;normal şekilde durduğu halde çeneyi sol omuzdan boyuna yakın çukurca yerine dayamalı. ''       (Kepade taliminin tarifi,sf.60)


İşte atış sırasındaki bu 'Çenenin omuz çukuruna dayanması tarifi' size bahsetmiş olduğum o modern okçuluk kuralları etkisiyle gözden kaçmıştır.Çünkü kirişi kulağa çekerken dahi vücud duruşumuzun modern okçuluktaki gibi olacağı,otomatikman benimsenmesi hatasına düşülmüştür.

Bu ayrıntı aslında öylesine önemlidirki telhiste nişana bakılırken 'çenenin omuzdan oynatılmaması' gerektiği bilhassa vurgulanmış,tenbihlenmiştir.Çünkü omuz boşluğuna dayanan bir çenenin en önemli faydası omuzun çeneyle desteklenerek yay kolumuzun çok daha stabil ve dirençli olmasıdır.


Çene resimdeki gibi omuz boşluğuna uzanıp birleşmeli,adeta kaynamalı.

Çeneyi omuz boşluğuna dayamanın bir diğer enteresan etkiside;kirişin kulağa çekilmesine rağmen günümüzde yapılan hatalı kulağa çekişe nazaran daha kısa çekiş uzunluğunun oluşmasıdır.
Çünkü çene dayanırken başımızda bir miktar yaya doğru(ileri) yaklaşarak yay tutan kolla adeta bütünleşir ve siz iki kabza arasına(kabzateyn) biraz daha girerek sanki yayla-kiriş arasına bir sopa yerleştirmiş gibi rijit olursunuz.


Osmanlı savaş minyatürü,yay kolu adeta bir 'Sopa' halini almış;değil mi?

Yukarıdaki minyatüre bir bakın;
savaşçının kolu çene ve omuz katkısıyla kabza ve kiriş arasında adeta bir 'sopa' gibi durarak burada adeta bir 'Kundaklı yay-Arbalet' şekline bürünülmüş,çok etkileyici.

Osmanlı menzil okçuluğunda ise;
bildiğiniz gibi muşamba,siper ve menzil okları gibi birtakım mesafe arttırıcı modifiye-eklentilerin yanısıra farklı kabza tutuş gibi birtakım değişiklikler olsada bahsettiğim 'Çeneyi omuz boşluğuna dayama' tekniğinden vazgeçilmemiş,aksine tenbihleme derecesine varılmıştır.Bu sebeple,anlaşılan bu tekniğin menzil okçuluğuna olan katkıları hiçte küçümsenmeyecek seviyededir.




Okçuluğumuzun yeniden inşasındaki görevini eksiksiz ve tam anlamıyla yerine getireceği belirtilen Telhis-i Resailat-i Rumat'ın bu konudaki tarifleri,

1)Sayfa 72 de,'Müsabakat menzilinin gerekli bazı duruşları' bölümünde '...İşte baş ve çene sol omza konarak düz ve doğru tutulup heriki tarafada eğilmemelidir.'

2)Sayfa 64 de,hava gezinin tarifi' adlı bölümde '..ve sağ dirsek sağ omza paralel ve çene sol omuzda yerleşmiş ve...'

3)Sayfa 74,'Ok atmakta pençenin durumu' bölümünde '..,sol omuz ve yumruk ve yüz çene omza bağlanmış olan hali değişmeyerek...'

şeklindedir.Görüldüğü gibi ;bu tekniğin Osmanlı menzil okçuluğundaki mevcudiyeti bilhassa korunmuştur.

Bu tekniğe aynı zamanda telhis'in 'Ok atıcılığının kusurları' nın anlatıldığı bölümlerde de(Sf.134) rastlıyoruz.Burada yay kirişinin yüze,göğüse dokunmasındaki,çarpmasındaki sebeplerden birinin çenenin omuza dayalı bir şekilde baş ve vücudun bir doğrultuda olmamasından kaynaklandığını izah eder.

Gene sayfa 138 de,kabza titremesine çenenin omuza kuvvetli bir şekilde dayanmamasıyla gevşek kalan boynun sebep olduğunu yazar.

Peki çenenin,dolayısıyla yayı tutan sol kola doğru eğilen bir başın ve omuza dayananan bir çenenin okçuya daha başka ne gibi faydaları dokunabilir?.

1) Okçulukta karşılaşılan bir problem vardır;kirişi çekerken yayı tutan omuzun yukarı doğru çıkması.Genelde kuvvetli bir yayı çekerken yada okçunun yorulması sonrasında yay ve kiriş arasında kalan omuzun kapanma kuvvetine daha fazla dayanamayarak yukarı doğru meyleder.İşte bahsi geçen 'çene dayama tekniği' bu problemin tam anlamıyla ilacıdır.

2)Bu teknik;çeneyle birlikte çapa noktasınında kabza ve kiriş eksenine yaklaşmasını sağlar.Böylece kabza ve kiriş arasındaki kol direncimiz artacaktır.

3)Daha sabit bir baş,çene,,dolayısıyla daha iyi bir nişan alma olanağı.


Gördüğünüz gibi;telhis sayfaları arasına sıkışmış olan bu kayıp teknik ne Asya ülkelerinin nede diğer medeniyetlerin atış stillerinde görülememektedir.Dolayısıyla benzersizdir.


             '' Osmanlı atış tekniğinin ana temellerinden biri olan bu kayıp teknik osmanlı tekniğini daha bir ölümsüzleştirdiği gibi emsalsizleştirmiştirde.''




Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet A.Gölhan

















11 Ocak 2014 Cumartesi

Osmanlı yaylarının modern yay tasarımları ile ilişkisi

Günümüzdeki yaylar artık öylesine gelişmişlerdirki görünümleri bu dünyadan çok sanki başka bir gezegene ait uzaylı silahı gibidirler.
Bu yaylara ilk örnek olarak radyo verici istasyonunu,uzantılarıyla bir paratoneri andıran,kurulumu-sökümü neredeyse yarımşar saat süren (Şaka yapıyorum :) ..,bu laflar zamanında okçularla aramızda yaptığımız espirilerdi.)  klasik olimpik (recurve)yayları verebiliriz.




Bu yaylar ilk başta ataları gibi gayet yalın bir haldeyken zamanla daha mükemmel hale getirmek,yani oku hedefe daha kusursuz ve isabetli yollamak ve yaydaki tüm zararlı salınımları yok etmek adına günümüzdeki son halini almıştır.
Gördüğünüz gibi bu tip yaylarda daha isabetli olabilmek için her türlü ilave düşünülmüş ve yapılmıştır.İleride ise yaya eklenebilecek diğer cihazlar her zaman ilgimi çekecektir :)

Günümüz modern yaylarına ikinci örnek olarak özellikle Makaralı (Compound) yayları vermek istiyorum.Bu yaylar okları öylesine hızlı gönderirlerki üreticileri dayanamadıklarından dolayı ahşap okları tavsiye etmezler.Bu tip yayları bizde kundaklı yayda denilen modern arbaletlerde dahi görmekteyiz.

Makaralı yayların aşırı komplike olmaları gibi bir takım dezavantajları olsada yeryüzündeki nokta atışı yapabilen en hızlı ve isabetli yaylardır.Bu sebeplede klasik olimpik yaylara kıyasla yarışmalarda daha yüksek puan topladıkları gibi avcılar içinde popüler olmuşlardır.

En has özelliklerinden biriside bu yaylarla yorulmadan,uzun süre nişan alınabilme imkanıdır.Bunu  klasik yaylarda yapabilmek imkansızdır,tir-tir titrersiniz.

Ayrıca daha evvelde bahsettiğim gibi makaralı yaylarda kullanılan 'Tetik' makenizmalarıda zihgir'i andırmaktadır.Zihgir ve mandalı sağlayan parmaklar bu aletin adeta atası gibidir.

Bu yaylardada şok emiciler,kısa-uzun rodlar vs. kullanılsada asıl ilgimi çeken nokta,osmanlı yaylarıyla alakası olabilecek bir gelişimleri vardır;paralel yay kanatlı(Sal-Limb) makaralı yaylar.

Makaralı yayların önceki versiyonlarına nazaran bu yaylarda yaydaki titreşimi azaltmak ve isabet oranını arttırmak amacıyla yay kanatları paralel hale getirilmiştir.Aşağıdaki vidyo aradaki bariz farkı gayet açık bir şekilde göstermektedir.Ayrıca tetik makenizmasının konumu(Çapa noktası) ve kullanımının zihgir kullanımına olan benzerliğine dikkatinizi çekmek isterim.





Bu vidyo;yay kanatlarının(Salların) dikey konumundan vazgeçilerek,yatay bir tasarımla kabza şokundan (Hand shock) ve genel yay gövdesi titreşiminden kurtulunarak çok daha stabil ve isabetle konforlu bir atışı müjdelemektedir.

Bu özellik size daha evvel  'Minyatürler doğruyu söylermi?' adlı makalemdede bahsettiğim Osmanlı yaylarının durumuyla yakından alakalıdır.
Orada bahsetmiş olduğum (günümüzün aksine) Osmanlı kısa kirişlerinin sebep olduğu çok daha kasılı,şişmanımsı yayların salları videodaki paralel kanatlar(Sallar) kadar olmasada günümüz emsallerinden çok daha  paraleldir.


Sal-kasanlardaki paralellik kıyaslaması

Dolayısıylada bu paralellik; yayın ve salların hareketini ileri,yani hedefe doğru vermek yerine yukarı ve aşağı doğru yönlenmesini sağlayarak kusursuzlaştırır.Bu kusursuzluk tabiki salların paralellik nispetiyle doğru orantılıdır.

İlaveten, yaydaki bu müspet antişok durumu makaralı yaylara aksesuar parçaları,cıvataların gevşememesi gibi bir ekstra avantaj sağlasada asıl en başta kabzayı(riser) ve salları(limb) yaydaki enerjiyi en yüksek oranla oka aktarmasıyla korur.

Sonuç olarak bu paralellik sempatisinin meyvaları ortadadır;çok daha az kabza şoku(atıcıyı daha az yoran bir yay),sallarda daha az titreşim (paralellik artıkça neredeyse 0),daha iyi isabet oranı ve belkide daha uzun ömürlü bir yay...?
Osmanlının hesabı için özel formüller geliştirdiği kısa kirişlerle,dolayısıyla daha bir kasılı duran yaylarla günümüz yay tasarımcılarının aradıklarını yüzyıllar öncesinde aradıkları kesindir.


Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet A.Gölhan