15 Aralık 2013 Pazar

Okların meremmet'e ayaklanması..?


Meremmet Etme İşleminde Yapıştırma Biçimi

Söz konusu ok tamiri olunca ortaya aynı amaca hizmet eden iki yöntem çıkar; 'meremmet etmek ' ve 'ok ayaklamak'.
Her ikiside tamirat-onarım olarak algılansada aslında ok ayaklama işlemi anlamsal olarak hem tamirat hemde yeni bir ok yapımında daha ilk başta ok ayağının sert bir ağaç(Bakkam)'dan yapılması gibi daha zengin bir ifade içerir.

Bilindiği gibi ok ayağı okun temrene yakın olan,göbek ve baldırdan sonraki kısmana deniyor.Genelde hedef ve menzil oklarının  hedefe ve zemine temasında en çok bu bölge zarar görür.

Hasar görmüş bir ahşap ok için yapım süresiyle harcanan emek ve maliyet düşünüldüğünde verilebilecek en doğru karar onarım.,yani meremmet dir.

Osmanlılarda zarar gören,aynı zamanda pahalı olan,günümüzün zengin imkanlarına nazaran tamamiyle el yapımı olan bu okları çöpe atmak yerine tamir yoluna gitmiş,hatta diğer ok çeşitlerine nazaran daha  ince ayaklı olan menzil oklarının ayak bölgelerini daha ilk başta koruma maksadıyla bakkam denen sert ahşapla ayaklamayı tercih etmişlerdir.

Defalarca kırılsada,aynı oku tekrar tekrar meremmet etmekten kaçınılmamıştır çünkü onarılan her ok neredeyse yenisinden daha sağlam olurdu.Topkapı Sarayı kolleksiyonunda 4 defa meremmet edilmiş oklar dahi mevcuttur,Ünsal Yücel/Türk okçuluğu.

Okunuzu uzun bir süre kullanmayı amaçlarsınız...,bunu bazende başarırsınız fakat günümüz imkanlarının sağladığı hazır şaft,plastik gez ve makine imalatı hazır temrenlere rağmen bir ok eğer onarılabilecek gibiyse  onarıyorum çünkü bir miktar ahşap şaft,tüyler,gez ve harcanan emek buna değer;nede olsa,

                                                              ''Ok atan altın atar ''

Menzil oklarının genel adıyla,pişrev oklarına uygulanan bu 'ok ayaklama' işleminde bakkam ayağın yapıştırılmasında kendine has bir ' V 'şeklinde yapıştırma yapısı-konstrüksiyonu' uygulanır.
İlk başta akla hemen 'Ok şaftını bu şekilde kesmek ve alıştırmak çok zor,ben diğerini uygulayamazmıyım?' şeklinde bir soru gelebilir.
Evet,yapımı belki biraz daha zor olabilir ama meremmetin aksine bu yapı bakkam ayaklı pişrev okunun mükemmel bir şekilde balanslanmasınıda sağlar.


Bir Okun Ayaklanmasında Yapıştırma Biçimi

Yani meremmet etme yöntemiyle bir pişrev okuna bakkamdan yada daha sert ve yoğun bir ağaçtan ayak yapmaya kalkarsanız eğer..., işte o zaman okunuzda otomobil lastiklerindekine benzer bir balans bozukluğu oluşur.

Üstteki okta bakkam ayaklı Pişrev oklarında kullanılan bağlantı türünün balans mükemmelliğini,alttaki okta ise 'meremmet' metoduyla,farklı ahşap bağlantısında yada aynı cins ağaçta bile farklı ahşap yoğunluğuyla oluşan balans bozukluğunu görüyoruz.


Meremmetli (alttaki) ve Ayaklanmış(üstteki) Oklarda Balans Durumları


Eğer bir okta mükemmellikten bahsediliyorsa;meremmet metoduyla kusursuzluk sağlanamaz,mükemmellik ancak pişrev oklarına uygulanan 'ok ayaklama' yöntemiyle sağlanabilir.

Ancak,onarım parçalarındaki bu kesitin sağlanması daha çok işçilik ve ustalık gerektirmektedir.Bununla beraber,belki zaman kazancından dolayı meremmet yöntemi bir tercih sebebi olabilir fakat o zaman oktaki balans bozukluğunu ve sonuçlarınıda kabul edeceksiniz demektir :)

Bakkam ağacı ayaklar özellikle şem endam menzil oklarında her zaman tercih edilen bir ağaç türü olmuş çünkü 2,5mm.relere kadar inen çam ayağın zemin temasında pek şansı olamazdı.

Mustafa Kani beyin bu konuda 'Vaktiyle bütün menzil okları bakkam ayaklı yapılırdı' ve şem endama göre daha kalınca ayaklı olan 'Tarz-ı has' menzil okları dahi vaktinde bakkam ağaçla ayaklanmıştır.' şeklinde izahatları vardır.

Bakkam ayağın bu çarpma şiddetine mukavemet özelliğinin yanında kesinlikle es geçemeyeceğimiz bir özelliği daha vardırki;oda okların mizanı-dengesi ile alakalıdır.

Bir şem endam ok yapmaya kalkıştığınızda okun ayak kısmını 2,5mm.lere inceltmeye çalışırken ağırlık merkezinin yeleklere doğru kaydığını fark edersiniz.Bu seferde ağırlık farkını kaldırmak için gezlere kadar şaftı inceltmeye çalışır,öyle uğraşır durursunuz.

İşte çam ağacına göre daha ağır ve yoğun olan bakkam(ben kayın kullanıyorum)ayak sayesinde okunuzu şem endam ile Tarz-ı has arasında fazla bocalamadan dengeyi korur,böylece tariflere uyan(Bir tarz-ı has okun aksine şem endam okta ağırlık merkezi şaft ortasından ~2 parmak geze doğru kaymış haldedir.) mizanlı bir şem endam'a daha kolay kavuşursunuz.

Aslında sert bir ağacı daha yumuşak ağaca eklemek tamamiyle etkin bir ahşap şaftı koruma çözümüdür.Bu çözüm taş devri kültürlerinden amerikan yerlilerine kadar bir çok uygarlığı içine alır.

Ayaklanmış oklar İngilizler tarafındanda hararetle kullanılmış mesela, 'İngiliz stili ayaklanmış şaft' olarak adlandırıldığı gibi  ' Bir okçuya hitap edebilecek,amaca yönelik dünyadaki en iyi ok' diyebilmişlerdir.

İngilizlerinde kullandıkları bu ayaklama yöntemi bir onarımın aksine Osmanlı pişrev okları gibi yeni bir ok için sert ağaçlardan ayak yapımı şeklindedir.

Bu oklar 19 ve 20. yy.larda öylesine popüler olmuşki bu döneme 'okçuluğun altın çağı' denmiş.Bu akım sonra Amerikayada sıçramış,hatta o zamanların ünlü okçuluk dergisi 'Harper's magazine' adlı dergide ayaklanmuş bir okun çok daha sağlam ve ağırlık merkezindeki kaymayla uçuş karakteristiğini iyileştirerek oka değer kattığından bahsedilmiş.

Ayaklanmış oklar ahşap okların popülerliği sürece gerçekten zirvede olmuş fakat 2.dünya savaşı sonrasında gelişen teknoloji ile birlikte ortaya çıkan silindirik fabrikasyon ahşap şaftlarda dahil alimünyum,fiberglas-karbon şaftlar sonrasında bu büyü ne yazıkki bozulmuştur.

Her ne kadar bu büyü bozulmuş olsada,günümüz oklarındaki tercih sebebinin üretici firmalar açısından tamamen üretim kolaylığı ve kullanıcı açısındanda neredeyse tüm okların aynı sertlik,ağırlıkta olmalarının sağladığı büyük avantaj ile iyi bir grup yapabilme imkanı,tamirat yada ıskarta edebilme lüksünden başka bir şey olmadığı unutulmamalıdır.Yapımları çok daha zor olsada daha iyi uçuş özellikleriyle endamlı okların üstünlüğü hiç bir zaman unutulmayacaktır.


Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet A.Gölhan











.











21 Eylül 2013 Cumartesi

Yeni Bilek Siperi ve Osmanlı Sipahi (Minyatür) Yayı Çalışması

Süt Kardeşler!!!(Sağ el okçusu için)

Evvelce yapmış olduğum,yapım şablonlarını yayınladığım bilek siperi çalışmasına ilaveten ikinci bir çalışma daha yapmış bulunuyorum.Yaptığım bir siper modeli üzerinden aldığım kalıp sayesinde her zaman için aynı kalitede ve hatta değişik renklerdede bilek siperi yapabilecektim.

Renk olarak ilk baştaki amacım fil dişi tonlarını yakalamaya çalışmak olsada yukarıdaki siperleri gördükten sonra her nedense içimden onlara 'Süt kardeşler' demek geldi :)

Atış çalışmalarına yeniden başladığım bu yeni bilek siperinde ayrıca fotograftada görebileceğiniz gibi siper oluğunu mesekaladım(İnce bir deri parçasının yapıştırılması).Tarifte baş parmak enindeki bu çok ince derinin özellikle demir temrenli ve soyalı oklar için neredeyse şart olduğu söylensede bu durum ilk başta sanki biraz abartılı gibi geldi ve dolayısıyla kendi kendinize acaba nasıl ve neden..?.., diye sormaya başlıyorsunuz.


Yeni Bilek Siperi ve bir Sipahi Minyatür Yayının Yasılı Hali


''İçi mesekasız olan siperler hava gezi denen yeleksiz ve soyasız ok atmakta engel teşkil etmez,belki hava alınmasına sebep olur.Fakat temrenli ve soyalı oklar öldürücüdür.Cilalanmış soya ve temren sipere atış anında şiddetle vurduğu için sekip ele zarar vermesede okun menziline engel olur.''    (Telhis-i Resailat-ı Rumat/M.Kani bey,sf.92.)

Yukarıda,telhiste geçen bu açıklama temrenli ve soyalı bir okun mesekasız bir siper oluğundan açıkça sekebileceği vurgulanıyor-uyarılıyor.Bende bu durumu görmek amacıyla siper oluğunu ince bir deriyle kapladım ve cilalı-parlak bir yüzeye oranla daha bir tutucu olduğunu gördüm.

Gerçi ben derinin yüzeyini verniklemiştim fakat ikinci yapacağım siperde ise kaplayacağım deriyi kayganlığın dahada azalacağını ve yukarıdaki açıklamada verilmek istenen düşüncenin 'fazla kaygan olmayan bir yüzey' olduğunu düşünerek verniklemeyeceğim.


Kabzadaki muşamba bilek siperi için değildir.


Aslında siper oluğu mesakalama işleminden sizlere bu kadar hararetle bahsetmemin-dikkat çekmek istememin en önemli nedeni menzil okçuluğuna soyunan okçu arkadaşlarımız açısından konunun güvenlikle alakalı olduğundandır.

Böylece kabza gerisine çekilen temren yada soya,menzil atmak-almak isteyen adaylar açısından biraz daha az ürkütücü olacaktır sanırım.

Bilek siperi çalışmasına ilaveten,sizlere bir evvelki  'Minyatürler doğruyu söylermi?' ve 'Ezber bozan bir silah..,Osmanlı yayı' makalelerimin ana fikri-konusu olan Osmanlı yaylarının standard dışı,aşırı kiriş yüksekliği ve aynen minyatürlerdeki gibi şişmanımsı görüntüsüyle bağlantılı olarak yaptığım yay ve kiriş çalışmalarındanda kısaca bahsetmek isterim.


Osmanlı Sipahi Minyatür Yayı (111cm. N xN)

Osmanlı minyatür yayımın kiriş yüksekliği sizlere makalelerimde bahsettiğim eski hesaplama yöntemine göre elde edilmiştir.Ayrıca kiriş boyunun kısalığı bu kadarla kalmayıp dahada kısaltılabilmesi imkanı-toleransı dahi vardır.Bunun en abartılı versiyonları özellikle menzil yayları için geçerlidir.


Kanuni Sultan Süleyman-Av Sahnesi

Her bir minyatür ve resimdeki yayların korkunç benzerliklerini dikkate aldığımızda;minyatürü,nakışı meydana getiren nakkaşın vermek istediği diğer değerli bilgilerin yanısıra,Osmanlı okçuluğundada doğruları bulmak adına ne kadar başarılı bir işin ortaya koyulduğunuda görmüş bulunuyoruz.




Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet A.Gölhan





25 Ağustos 2013 Pazar

Ezber bozan bir silah...,Osmanlı yayı




Bir önceki yazımızda osmanlı puta,tirkeş,meşk yayları kiriş yüksekliklerinin dünya standardlarına bir hayli fark atacak şekilde çok daha fazla olduğunu,günümüz yaylarının aynen minyatürlerdeki gibi kasılı,(Şişmanda denilebilir) olması gerektiğini vurgulamıştık.
Bir osmanlı yayının görsel formu diğer yaylardan nasıl farklıysa ve bu farkı yaratan kabza,sal,kasan ve baş yapıları kadar bir yayın kiriş yüksekliğindeki farklılık dahi o yayın görünüşünü direkt etkilemesi bakımından önemli bir özelliktir.

Şu durumda geleneksel kore yayının en klişeleşmiş özelliklerinden biri nasıl kiriş yüksekliğinin azlığıysa;bir osmanlı yayının en önemli özelliklerinden biriside kesinlikle kiriş yüksekliğindeki fazlalıktır.

Bu tespite ilaveten osmanlı yaylarındaki kiriş yüksekliği özelliği menzil yayları için adeta bir zirve noktası olmuştur..nasılmı?,

Çünkü menzil yayları kirişleri;günümüz standardlarından daha kısa dediğimiz tirkeş vs. gibi diğer tüm osmanlı yayı kirişlerindende bile daha kısa kirişlere sahiplerdir,bu çok şaşırtıcı değilmi?.

Günümüzde yapılan menzil atışı denildiğinde ilk akla gelenler özellikle (ok mevzusunu es geçersek) önce kirişin inceltilmesi,sonrada kiriş yüksekliğinin azaltılmasıdır.İlkini yani kiriş tel sayısını azaltıp kirişi inceltmeyi osmanlıda tavsiye etmiştir fakat her nedense kiriş uzunluğu konusunda aksi uygulanmış ve bilhassa makbul sayılmıştır.

Osmanlılar menzil yayı kirişi uzunluğu hesabınada uygun bir formül geliştirmişlerdir.Elimize bir metre alarak olayı takip edip izlediğinizde ise;bu kirişler artık neredeyse 'uzaylı muamelesi' görür hale gelmişlerdir.Özellikle menzil yayları için günümüzle olan fark işte bu kadar vahimdir.

Menzil yayı kirişinin hesabı(Telhis-i Resailat-i Rumat ve Ünsal Yücel'in Türk okçuluğu eseri.) ,

İlk hesaptaki gibi gene yay boyu önce 12 ye bölünür ve bulunan sayı ana sayıdan çıkarılır.Sonra Menzil yaylarına has olarak bu sefer 12 yerine 6 ya bölünür ve çıkarılır.126cm.(kertikten kertiğe)'lik  bir yaya menzil kirişi hesabı yaparsak,


126cm./12=10,5cm.---126 - 10,5=115,5cm./6=19,25cm.---115,5 - 19,25=96,25cm. kiriş boyu şeklindedir.


Bir önceki yazımızda tirkeş-meşk-puta yayı kirişlerindeki hesapla kiriş boyunu 105,87cm. olarak bulmuştuk.Yani 126 cm.lik yayda yukarıdaki hesaba göre menzil kirişi için ~9,6cm.daha kısaltmamız gerekiyor.Ve her nedense menzil atışı uğruna kiriş boyu uzatılacağına biraz daha kısaltılıyor,düğümler atılıyor,yay daha bir  kasılıyor,şişmanlıyor.

Okçuluk dünyasının standard olarak kabullendiği 7-8 inç(~20cm.) kiriş yüksekliği artık aşılmış,hele menzil yayı kirişleriyle aradaki farkda zaten almış başını gitmiştir.

Kirişleriyle saklanmış yaylar ve bu eski kiriş boyu hesaplama yöntemleri akla hemen ister tirkeş olsun ister menzil;osmanlılarda  asıl makbul olanın 'döşekli'den çok mümkün olduğunca  'devşirmeli' hale getirilen yaylar olduğu anlaşılıyor.

Mesela telhiste fazla bol yayın istenildiği gibi devşirilemeyeceği bahsi geçiyor.Yayda bir  'devşirilebilme özelliği'  aranarak bollaştırmaktan(döşekli) çok sıkışması isteniyor.Daha kısa bir kirişle aranılan ve sonuçta elde edilen bir başarı..,buna değiyor demekki.

Devşirmeli hale getirilen bir yayda meydana gelen en dikkat çekici özellik;çekişte sonlara doğru olan 'yığılma-sıkışma' (stacking) durumunun kiriş yüksekliği az olana kıyasla daha çok artacağıdır.(Daha agresif bir yay)

Aslında bu okçuluk camiasında pekde hoş karşılanmayan,okçu için rahatsız bir durum olarak ifade edilen 'sıkışma-stacking' durumunun ister tirkeş ister menzil olsun Osmanlılarca hedeflendiğini görmek çok şaşırtıcı.


Peki modern imkanlardan faydalanmak istersek kiriş kısaltımıyla alakalı neler yakalayabiliriz?.Mesela ok hızlarını ölçebileceğimiz bir kronografta aynı yayda farklı uzunluktaki kirişleri denersek..,ok çıkış hızı ,verim yada depolanan enerji değişimleri ne olur?.,en azından aynı yayda kısaltılan kirişle ok hızı azalır düşüncesi bir osmanlı yayı için geçerlimidir,onu bir görelim.


Ok çıkış hızı ölçüm setimiz

Test ölçümlerini önce düğümsüz,sonrasında ise belgeler ve müzelerdeki gibi kirişi (Kısa kirişin mevcut olmadığı hallerde) düğümlemek suretiyle kısaltarak aynı yay,kiriş ve okla yaptım.

Hız ölçümlerini sağlıklı bir şekilde yapabilmek içinse kirişi hep aynı noktadan bırakan,kundaklı bir yaya benzeyen bir atış makinesine ihtiyacım vardı ve bunuda yaptım.Bu alet üzerinde aynen bir mandal bırakışını taklit eden bir tetik makenizması bulundurmaktadır.

Mandal-Tetik Makenizması ve Kronograf

Amacımız;
yayın kullanımıyla alakalı isabet oranı,kullanım kolaylığı,kabzadaki şok vs.gibi bilgileri ekipmanın bu haliyle göremesekte,aynı yayda kullanacağımız farklı kiriş boylarıyla yaydaki değişimleri görebilmek.


İlk olarak aşağıdaki özellikteki yayı kirişin uzun haliyle test ettim.Önce asa gezinde yayın güçünü artan aralıklarla ölçüp kuvvet-çekiş eğrisini oluşturduktan sonra sabit bir ok ağırlığıyla(598 grain) ok hızınıda ölçtüm ve aşağıdaki verileri elde ettim.
(Hesaplama programı türkçe ve metrik olmadığından dolayı parametreler programın istediği birimlerdedir.)

Uzun haldeki kirişle yapılan ölçümler ve sonuçları




İkinci ölçümlerimizi ise önceden belirttiğimiz gibi ekipman üzerinde sadece düğüm atarak,yani kirişin boyunu kısaltarak test ettim.


Düğümlenen kısa kirişle yapılan Test ve neticeleri



Her iki testide karşılaştırdığımızda,

1) En dikkat çekici ve şaşırtıcı neticeyi ok hızında görüyoruz.Artan kiriş yüksekliğiyle ok hızında bir düşme beklenirken artış olmadan hızın aynen korunduğu görülüyor,153fps.Bu beklentilerin aksine bir durum çünkü standartlara göre ok hızı azalmalıydı.Oysa kısa kirişle daha fazla yığılma-stacking kuvveti  elde edilmiş,böylece hız kaybı önlenmiştir.

2)Hızın korunmasıyla birlikte ~51 Lb.lik yayda kiriş kısaltımıyla aynı yay ~64 Librelere çıkarak fazladan 13 Librelik(~6kg.) bir ağırlık sırtlanılmış oldu.
Fakat bu durum özellikle savaş hallerinde isabet oranının müspetliğiyle görmezden gelinebilir sanırım çünkü bir okun son sürat hedefi ıskalamasından çok,biraz daha fazla bir gayretle hedefi telef etmesi daha makbuldür sanırım.

3)Yayda depolanan enerji  ve okun kinetik enerjilerinini hemen hemen aynı olmaları bakımından da durum standard dışıdır.Libre başına depolanan enerjide küçük bir fark olsada dinamik verim kısa kirişte biraz daha yüksek çıkmıştır.




Mehmet A.Gölhan



 









8 Temmuz 2013 Pazartesi

Minyatürler Doğruyu Söylermi?


Kanuni Sultan Süleyman-Hünername
Verilmek istenen bir bilginin görselliğe hitap etmeden,sadece yazılı sunulabilmesi pek ala mümkündür fakat dönemine ait hiç bir bilgi  minyatürler kadar basit ve doyurucu bir şekilde verilemez, bu kadar hızlı alınamaz.

Şalvar yapısı,kaftan biçimi,kılıcın şekli...,renkler,süslemeler,duruş yada konumuzla alakalı olarak tabiki yaylar.

Minyatürlerdeki yayların kabza ile kiriş arasındaki mesafeyi temsil eden kiriş yüksekliklerinin günümüzdeki osmanlı yayı kopyalarından çok daha fazla olması epeyce dikkat çekici değil mi?.

Tarifler ve minyatürdeki yay son derece uyumlu 
Peki bu yayların  farklı duruşlarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı yönünde sadece bu minyatürlerle karar verilebilirmi?Minyatürler yetersiz,belki orantı hatası vs. olabilir.... diyebilirmiyiz?

Minyatürler hakkında 'doğruyu yansıtmıyor','orantı bozuklukları var' gibi çeşitli iddialar olsada sayın Ünsal Yücel'in 'Türk Okçuluğu' ve Mustafa Kani bey'in 'Telhis-i Resailat-i Rumat' adlı eserlerinde her nasılsa tamda bu minyatürlerdeki yaylar tarif edilmekte ve benzemektedir.

Günümüzde Osmanlı yaylarının genel görünümlerini dış kaynaklı ülkelerin belirlediği Kiriş yüksekliği standartları üzerinden vücud bulduğu için kesinlikle geçmiştekinden farklı bir duruşa,vücuda sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim ve gerçek bir osmanlı yayı kesinlikle dahada kasılı ve kısa duruşludur.

Günümüz kirişleri ile arasındaki fark  1-2 cm. gibi düşük değerlerde olsaydı bunun pekde bir önemi olmayabilirdi belki ama..,aradaki uzunluk farkının 15 cm. gibi anormal değerlerde olması hatanın artık affedilemeyecek duruma gelmesine sebep olmuştur.

Eminimki bu durum bir silahın gerçek duruşunu ve onun tarihi gerçeklerini ciddiye alanlar tarafından ilgi ve hayretle karşılanacaktır fakat en önemlisi;bize ait bir silah hakkında yanlış olarak benimsetilenin çokda fazla geçikmeden gene bizler tarafından saptanıp 'Hayır bu böyle değildir' şeklinde gerçeğin ortaya çıkarılması sevindiricidir.

Bilindiği gibi kiriş yüksekliğine etki edebilecek en önemli etken kiriş-çile uzunluğudur.Yayın uzunluğu ne olursa olsun yayın kiriş uzunluğu arttırtıkça yay başları ilerler ve dolayısıyla yayın boyuda uzamaya başlar.

Eğer aksini istiyorsanız o zaman kirişin boyunu kısaltırsınız.Bu seferde yay başları geriye gelir ve yayın boyu kısalır.Peki bu bir işe yararmı?..Evet,ilk aklımıza gelen şey...,kısa bir yay ile at üzerinde daha kıvrak olunabileceğidir.




Minyatürlerdeki gibi Osmanlı yayı kirişlerininin günümüzle olan uyumsuzluğunu Sn. Ünsal Yücel'in zamanında Topkapı sarayı kolleksiyonunda yaptığı ölçümlerden ve Mustafa Kani bey'in eserindeki bir bölümden anlıyoruz.Bu eserlerde yazılanlar,özelliklede bu ölçümler bizim ana kanıtlarımızdır.

Kendisi topkapı sarayı kolleksiyonunda kirişleriyle birlikte saklanmış yayların boylarıyla birlikte kiriş uzunluklarınında faydası olacağı düşüncesiyle ölçmüş,listelemiştir.


                                              126cm.yay boyu-----------------99cm.çile boyu
                                              114cm    ''         -----------------88cm.     ''
                                              112cm.              -----------------88cm.
                                              111cm.              -----------------88cm.
                                              110cm.              -----------------87cm.
                                              108cm.              -----------------88cm.
                                              106cm    ''         -----------------85cm      ''


Telhisde bahsedilen standard kiriş uzunluğu hesabı matematiksel olarak şu şekilde yapılmaktadır.Yayın kertikten kertiğe yay uzunluğu ölçülür ve bu uzunluk önce 12 ye bölünür ve ana uzunluktan bu değer çıkarılır.Elde edilen netice bu sefer 6 ya bölünür ve çıkan neticenin yarısından çıkarılır.

Mesela,verdiğim hesaba göre126 cm.lik bir yayın kiriş hesabı,

126cm/12=10,50---126-10,50=115,5---115,5/6=19,25---19,25/2=9,63---115,5-9,63=105,87cm Kiriş uzunluğu olamalıdır.

Ünsal Yücelin kitabında bahsettiği hesapta ise,
yay uzunluğu önce 12 ye bölünür ve çıkan sonuçtan çıkarılır.Kalan gene 12 ye bölünür ve çıkan sonuç kalandan çıkarılır.
126cm./12=10,5---126-10,5=115,5---115,5/12=9,63---115,5-9,63=105,87 cm.


Gördüğünüz gibi işlemler farklı olsada sonuç komik bir şekilde her iki hesaptada aynıdır
.Oysa Ünsal Yücelin ölçtüğü kiriş boyu 99 cm.dir.
Ortalama kiriş boyu hesaplarına göre bile bu ölçü daha kısadır.Günümüze nazaran,hesaplamalardan ortaya çıkan bu kısa kirişlerden daha standard dışı,dahada kısa kirişlere doğru olan bu yolculuğun sebebi nedir..? diyorum çünkü;

verdiğim bu iki hesap sadece meşk,puta ve Tirkeş(Savaş) yayları için geçerli.Oysa menzil yayları kirişleri dahada kısa olacak şekilde hesaplanıyor.

Durum gördüğünüz gibi dahada ilginç hale gelmektedir.Kısmet olursa eğer sizlere bu süper,standard tanımaz Menzil yayı kirişlerinden bir sonraki yazımda bahsedeceğim.

Gelelim bu günkü yay boyu-kiriş boyu hesaplarına,
günümüzde türk yaylarında 19-20cm kiriş yüksekliği kullanılmakta.Yurtdışı kaynaklı tüm türk tipi yaylarda olmaması gereken nasıl bir asimetri varsa,kiriş yüksekliğide yay üreticileri tarafından yorumlanmış,tarihi gerçekler kale alınmadan ellerindeki standard ölçülere göre ezbere belirlenmiştir.

Bu durum organik yayların aksine günümüz şartlarında imal edilen sentetik yaylar için bir sorun oluşturup oluşturmayacağı test edilmeli belki ama gerçeği görmek ve kendimizi kandırmadan orjinalin ve doğrunun hangisi olduğunu bilmekte bu işin sevdalıları açısından oldukça önemli bence.

Günümüzdeki yaylarda 115 cm.lik bir yayda 20cm.lik kiriş yüksekliği oluşabilmesi için kiriş uzunluğunun 103cm. civarı olması gerekiyor.Peki bu uzunluk tüm bu anlatılan hesaplamalarla örtüşüyormu?

Hayır çünkü verilen hesap yöntemine göre kiriş uzunluğu 103 cm değil ~97 cm.olmalıydı.Şimdilik 6 cm.fark, yukarıda Ünsal Yücelin ölçüm yaptığı yaylar arasındaki değer olarak yakın olan 114 cm.lik yayın 88cm.lik kiriş boyunlada kıyaslamaya kalkarsak artık bu iş çok daha  komik bir hale gelmektedir.Neredeyse 15 cm.lik bir fark,ne diyeyim artık pek bilemiyorum   :)

Bu konuyla alakalı olarak birde kirişlere düğüm atma olayı vardır.Osmanlı kirişleri kısaltma amacıyla burmamış,düğüm atmayı tercih etmiştir ki amaç çok büyük bir ihtimalle yay başlarının dönmesini engellemektir.

Sanki bir yay için yapılan kiriş yanlışlıkla uzun gelmiş ve kısalmak amacıyla düğümler atılmıştır.Kirişlere atılan bu düğümlerin aynı zamanda daha önceden de vurguladığım ''Günümüze nazaran,hesaplamalardan ortaya çıkan bu kısa kirişlerden daha standard dışı,dahada kısa kirişlere doğru olan bu yolculuğun sebebi nedir..?'' şeklindeki ifadeyede hizmet edebileceğidir.


Sonuç:
Kaynaklarda verilen standard kiriş boyu hesaplamalarına ve ölçüm yapılan eski yayların kiriş uzunluklarına göre günümüz Osmanlı yayı replikalarının gerçek bir osmanlı yayını yansıtan Minyatürlerin aksine uyumlu olmadığı,günümüzde baz alınan (8 inç) 20cm.lik kiriş yüksekliğinin orjinale uygun olmadığı açıktır.Öyleyse,

Geçmişte kullanılan yaylar günümüz yaylarına göre kirişlerinin daha kısa olmalarından dolayı daha kasılı bir halde durmaktaydılar.

Peki bu standard hesaplara göre yada daha kısa kiriş uzunluğuna sahip yaylar için bir avantaj söz konusu olabilirmi?

Evet !,

1)Kiriş uzunluğu kısalan bir yayın boyuda kısalır.Bu durum özellikle atlı okçuların daha çok işine yarayacaktır.

2)Kaynaklarda kısaltılan yay kirişlerinin özellikle menzil okçuluğuna yaradığı belirtildiği gibi,tımarı iyi verilmemiş yaylarda da  kirişin yay başlarından kurtulmasını önlemesi bakımından zamanında bir kaçış noktası olarakda kullanılmış.

3)Kiriş boyu ile kısalan bir yay kısa çekişli bir okçu için aynı yayda maksimum yay gücü elde edilebilmek açısından anantaj yaratabilir.Aynı yay bu şekilde ister menzil yayı olsun ister tirkeş yada puta;yay daha verimli hale gelebilir.

4)Menzil okçuluğuda dahil,genelde geçmişte tercih edilen döşekli diye tabir edilen,kirişin çok az daha  uzun olmasını sağlayan bu tercihe rağmen kiriş boyu kısalığı kirişte gramaj olarak hafiflemeyede sebep olur.


                                           
  Tespit ile alakalı birtakım ilginç itiraz-tartışmalar ve neticesinde ortaya çıkan yeni Kanıtlar:

Konuyla alakalı olarak Asya Geleneksel Okçuluk Ağı olan Atarn'ıda(www.atarn.net) bu buluntudan haberdar ettim.İçlerinde osmanlı yayları konusunda bayağı tanınmış bir ismin kuşkuları dolayısıyla oluşan diyolog neticesinde iddialarının çürütülmesiyle birlikte;

Osmanlı yayının bu  standard dışı kiriş yüksekliğini doğrulayan,temelini dahada sağlamlaştıran ilave bulgular elde ettim.

Bana bu itiraz ve iddialar biraz ilginç ve eğlenceli geldiği için sizlerle paylaşmak istedim.


Karşı sürülen 1.iddia,
Ünsal Yücelin özellikle  '' kirişleriyle beraber saklanmış olan yaylar'' olarak belirttiği halde gurup içerisinde kirişlerin birbirleriyle karışmış olabileceği fikri...?

Bu iddia zaten en başta insanlara karşı bir 'güvensizlik'düşüncesi aşılıyor.Saklanan malzemelerin bu özel durumu belirtildiği halde kiriş karışmasından bahsediliyor.Düşükte olsa bu ihtimali varsayalım.

Cevap:
Bu ölçümdeki yaylar ve çileler birbirlerine öylesine yakın değerdelerki  özellikle çileleriyle beraber saklandıkları ifade edildiği halde birbirleriyle karıştığı iddiası aşağıdaki açıklamalarla anlamsız bir hale gelmektedir.

Kiriş uzunlukları 99cm.lik dışında 85-88 cm. değerleri arasında ve aslında karıştırsanızda pek bir şey fark etmiyor çünkü yay ve kiriş ölçüleri birbirlerine çok yakın.Zaten 99 cm.lik kirişte 126cm.lik yay dışındaki diğer yaylara takılamaz.Kısacası böyle bir iddianın ana sonucu değiştirmesi ihtimali kesinlikle imkansız.

İlaveten,
bu tarz bir karışma neticesinde karışan kirişlerin yaylarını bulmanız lazım değilmi?Mesela 85cm.lik kirişin yayı nerede?,yada en azından bu yay kertikten kertiğe kaç santimlik bir yaydı,değilmi?

Günümüz yabancı standartlarına göre 115 cm.lik bir yayın kiriş boyu 103cm.ise bu yoldan giderek 85 cm.lik bir kirişin yay boyuda 95 cm.olmalıdır.Bu çok kısa bir yaydır ve bu kısalıkta kaçtane osmanlı yayı vardır acaba?.. 

Ünsal Yücel kitabında 102-107 cm. arasındaki yayların bile mevcut bütün yaylar arasında %1 lik bir kısmı oluşturduğunu söylemektedir.


2.İddia:
Kirişlerin ipekten yapılması nedeniyle uzayabileceğini ve dolayısıyla yayların  günümüz standardlarındaki kiriş yüksekliğine ulaşabileceği iddiası.Bu sebeplede bir takım uzun ve meşekkatli testlere gidilmesi ..? ,ve sonrada neticeye göre karara varılabileceği düşüncesi.

  Cevap:
Onca kanıta rağmen bütün bulguları yok sayıp,ispatın sadece bu ipek ve dacron kirişlerin aralarındaki performans rekabetine göre yönlendirilemiyeceği gayet açıktır.

Aslında bu kazanç yada kayıp durumları bir okçunun ihtiyacına göre değişebilir.Mesela Kiriş yüksekliği fazla olan bir yayın yabancı kaynaklarda kötü kiriş bırakışlarına karşı daha cömert ve isabetin daha iyi olduğu fakat bununla birlikte ok hızının ise biraz kayba uğradığı söylenir.


Üstelik ipek kirişle alakalı olarak yabancı bir kaynakta (Traditional Bowyers Bible Volume2,Kiriş esnekliği(String stretch) bölümünde sayfa 213) konuyla alakalı çok güzel bir bilgi var.

Fast Flight Esneme oranı 1,5%

Keten                                2,0%
İpek                                  4,0%
Dacron                            4,0%

İtirazda kiriş malzemesi olarak o zamanlarda ipek kullanıldığı,günümüz malzemesi olan Dacrondan daha fazla uzayacağı umularak yapılmak istenen testlerle günümüz standard ölçülerine gelebileneceği düşünülüyor.

Oysa tablodan görebileceğiniz gibi ipeğin ve dacronun uzama oranları aynı.Yani bir yaya ipek kirişte,dacronda taksanız aynı kiriş yüksekliğini elde edeceksiniz,sonuçta hiç bir şey değişmeyecek demektir.

İddianın gerçekleşebilmesi için ipeğin çok daha yüksek bir esneme-uzama yüzdesine sahip olması şart.


Fakat bu testler belki ok hızı,daha temiz bir atış yönünden incelenmesi vs. gibi  kısmen belli olan bir takım pozitif-negatif kazançların tespiti için yapılabilecek ve ancak ana bulgunun meyveleri olabilecek ilave araştırmalardır.


Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet A.Gölhan









8 Haziran 2013 Cumartesi

BİLEK SİPERİ VE PUTA ....,MÜKEMMEL İKİLİ.




Bilek siperi sadece menzil okçuluğuna mı hitap eder ?


Bilek siperi bildiğiniz gibi kısa ve hafif okları yaydan atmayı sağlayan yardımcı bir alettir.Öyleki,bu alet marifetiyle okunuzu kabza gerisine kadar çekebilir,oka çok daha uzun mesafeler kat ettirebilirsiniz.Bu alet kaynaklarda öylesine övülmüştürki kullananın onu alışkanlıktan ötürü bir daha kolay kolay bırakamayacağından söz edilir.

Bu ifadenin ışığı altında sizce sürekli bilek siperi ile antreman yapmış,ona alışmış birinin söz konusu olan bir hedef olunca bu aleti bırakıp bilek sipersiz herhangi bir hedefe-putaya atış yapması bir tercih olabilirmi ..? Hiç sanmıyorum.

Günümüzde bilek siperi denince akıllarda tamamen menzil okçuluğu çağrışır.Her nedense de bilek siperi menzil okçuluğuna yakıştırılır ve sadece menzil okçuluğunda kullanılan bir aksesuar mış gibi lanse edilerek videolar yapılır , bense sizleri bu konuda farklı bir noktaya çekeceğim.

Uyarı:
Kabza içine,gerisine çelilen kısa oklar yanlış siper-oluk ayarı yada  kullanımı sonucu direkt olarak kabzaya çarparak okçu için tehlikeli durumlar yaratabilir.Bu sebeple bilek siperi kullanımını hafife almamanızı,yeterli eğitimi ve beceriyi almış okçuların,gerekli emniyet tedbirlerini aldıktan sonra bu aletle uğraşmaya başlamalarını tavsiye ederim.

Bilek siperinin asıl kullanımı bildiğiniz gibi oku tir geçimine değdi değecek şekilde salmak (bu durum osmanlıda 'yakın kesdirme' diye tabir edilmiş) şeklindedir ve Osmanlı bunu amaca yönelik olarak makbul saymıştır.Yukarıdaki uyarıyıda zaten bu adı geçen 'yakın kesdirme'nin tehlikesinden dolayı yaptım.

Bu mahsurları yok etmek amacıyla oku kabza dışından atış yerine gelmeden yada atış yerinin çok gerilerine çekerek salmak,siper oluğunu tablaya kabzadan bir hayli uzaklaştıracak şekilde monte ederek kullanmak bu alet için başka mahzurlar doğuran,yanlış bir kullanım olarak ifade edilmiş.

Evvelden yazdığım deri putayla alakalı yazımda,sanki deri Putanın,165-265m.mesafelerde sadece puta koşularında kullanılan bir hedef türü olmadığını anlatmak istemem gibi,

bilek siperinin de tek maksatlı olmadığını, Menzil okçuluğuyla birlikte bu aletin herhangi bir nişan,hedef,putalarda dahi geçmişte kullanıldığını vurgulamak istiyorum.

Hatta ilaveten,yazılanlardan bilek siperlerinin menzil ve puta siperi olmak üzere iki çeşit oldukları sonucunu da çıkarabiliyoruz.Nasıl mı?,okuyun  :)

Siperin kullanım başlangıcı olarak 17.yy.'a  işaret edilir.Oysa 17.yy.'a gelene kadar bu alet olmadan bir sürü müthiş rekorlar kırılmıştı.Tozkoporan İskender,Şücalar..,peki sonrasında neden böyle bir alete gereksinim duyulmuştu ki..?.amaç sadece oku uzağamı uçurabilmektir?

Kısa ve hafif okun uygun havalarda çok daha uzak mesafelere gideceği şüphesiz,fakat birde bu mesafeye ulaşmış olan okun isabet oranı yüksek olsa hiçte fena olmazdı değil mi..?

Ünsal Yücel'in Türk Okçuluğu adlı eserinde bilek siperinin gelişmeden çok bir gerileme belirtisi olarakta sayılabileceğinden söz eder.
Bilek siperi artık kırılamayan rekorlar yüzünden yada menzil okçuluğunda yitirilen ilginin arttırılması amacıylamı icat edilmişti yoksa...?

Bu düşüncesini ilk okuduğum zaman açıkçası çok şaşırdığım ve bir an için bilek siperine olan hayranlığımın sarsıldığını hissettim.Fakat  gene kendisinin kitabında sunduğu Puta Okları hakkındaki bir takım çalışmaları ve tasniflerini görmemle birlikte bilek siperi üzerindeki düşüncelerimi bir anda değiştirdi çünkü bu oklar bir hayli  kısaydı.Sayın Ünsal Yücel puta oklarını,

1)Normal Puta Okları(65,3-65,8cm)
2)Uzun Puta Okları(68,2-68,7 ila 70,9cm.)
3)Hadde Puta Okları(Kısa Hadde Puta oku 56,9-58,7cm. ve çok kısa hadde putaları ise 51,9-52,1cm.)

şeklinde tasnif etmiş.Burada okların ağırlıkları ve endamları konumuzla alakalı olmadığı için belirtmedim çünkü asıl dikkatinizi çekmek istediğim mevzu Puta Oklarının boyları.

Okçulukla uğraşan herkes,yukarııdaki ok boylarının kesinlikle çok kısa olduklarını söyleyeceklerdir.Ben kirişi kulağıma kadar çekmediğim halde oklarımın boyları 71 cm civarında.Bu ölçü Ünsal Yücel'in tasnifindeki uzun Puta okları katogorisine birazcık torpille girebilsede en uzun Puta okları boylarının dahi 71 cm.nin altında olduğu görülmektedir.Kaldıki Osmanlıda kiriş sadece dudak-bıyık kenarına değil,kulağa kadarda çekiliyordu.Kulağa çekişin özellikle 265m gibi bir Puta mesafesi,Puta menzili için tercih sebebi olabileceği gayet açıktır.

Bu yüzden Normal Puta okları ve özellikle ve özellikle Hadde Puta okları günümüz cüssesindeki insanlar için bir alet aracılığıyla kullanılamıyacak kadar kısalardır.

(Belki sipere alternatif olabilecek,yarısı kesilmiş uzunca bir tüpü andıran 'Mecra' denilen,kısa okları atmaya yarayan bir alet ilk anda akla gelebilir.Osmanlının bu aletin farkında olmamasına imkan yok tabiki fakat bu aletin taşınma zorluğu ve çok daha önemlisi kirişe zarar vermesi ,dolayısıyla yaya zarar verebilme olasılığının fazla olmasıyla bilek siperine tercih edilmemiş olduğunu düşündürüyor,aksi halde günümüze kadar kalanlar bilek siperleri değil mecra denen bu aletler olurdu.Hangi okçu yayına,kirişine zarar verme olasılığı olan bir aksesuarı donanımında isterki.Ayrıca Osmanlı bu tür konularda çok titizdi.)

Peki Osmanlı bu kısa puta oklarını nasıl atıyordu? Atalarımızın boyları günümüzden çok daha mı kısaydı.?.,illada bu okları atacağım diye kirişi az çekme gibi bir durumda olamaz çünkü yayda güç kaybı söz konusu.O halde...?

Anlayacağımız,boyları bir hayli kısa olan bu puta oklarının sadece ve sadece bir bilek siperi marifetiyle direkt olarak bir nişana-hedefe yada putaya atılabileceği anlaşılıyor.Ve hatta uzun puta oklarının dahi bilek siperiyle atılmış olabileceğini ileri açıklamalarda göreceksiniz.

Peki bir bilek siperi hedef-nişan yada bir putayı vurabilmek için müsait,yani uygun yapıdamıdır?..,kesinlikle evet !.

Daha evvelden yazdığım siperle ilgili yazımda sizlere bir bilek siperinde mevcut olan bazı standartlardan bahsetmiştim.Siper tablası üzerindeki oluğun kabzaya,tir geçimine doğru olan oluk eğimiyle ok resmen yayın Tir geçimine doğru yönledirilmektedir.

Böylece bilek siperinin varlığı hiç bir şekilde okun yayla olan düzenini bozmaz,nişanınızı hedefleyip gene okunuzu  tir geçimi hizasından salarsınız.Böylece bir avı yada düşmanı temsil eden hedefin çok daha uzun mesafelerden vurulabilmesi ihtimali sanırım herkesin kulağına hoş gelmektedir.

(Belki bu konuyla alakalı olabilecek,rastladıkça büyük bir ilgiyle okuduğum çatışma yada savaşlardaki 'subay raporları' konumuzla alakalı olacak şekilde bir bağlantıda kurabilir.O zamanların herhangi bir rütbeli askeri hiç umulmadık mesafelerden Taciz ok atışlarına maruz kalıp,yaralanma yada can kayıplarını,okların enteresanlığını dahi pek ala rapor etmiş olabilir.)


İlaveten,Mustafa Kani bey'in Telhis adlı eserinde bulduğum bir takım açıklamalarda bu konuya ışık tutmaktadır.

1)Bir bilek siperi oluğunda okun 'atış yeri' diye tabir edilen bu bölgeden bırakılması makbul sayılmış.Fakat Telhiste, kullanılan ok tipine göre mesela bir tirkeş okunda siper oluğundaki atış yeri için gelebileceği son nokta 'Siper başı' olabileceği tarif edilmiş.Hatta bazı puta okları için dahi son çekiş noktasının gene siper başı olduğu söylenmekte.(Telhis-i Resailat-i rumat, özet,sf.52)
Sanırım bahsi geçen puta oklarının boyu uzun ve uzun olduğu içinde makbul sayılan 'atış yerine' çekilemiyor ve ok dolayısıyle siper başından salınıyor sonucu çıkartılabilir.Bu tür oklar aynı zamanda sipersizde kullanılan puta okları olmalılar.

2)Nişana karşı yumruk nasıl tutulmalıdır adlı bölümde ise (sf.53),
vurulmak istenen nişana,hedefe karşı bir takım bakış-nişan usüllerinden bahsediliyor.
Eğer Nişan(herhangi bir hedef,puta vs..) 120gez(79,5m) yerde ise hedefe yumruk üstünden tablanının üst tarafından bakılmalı.Yüz gez yerde ise tablanın ortasına bakmak gereklidir deniyor.
Yukarıdaki ifadeden de anlaşılacağı gibi nişan olarak kabul edilen herhangi bir hedefe Bilek siperinin tablası baz alınarak bir nişan alma yöntemi geliştirilmiş.

Bu nişan alma şekli aynı zamanda batınında kullandığı 'Boşluk atışı' (Gap shooting) dediği bir nişan alma tarzıyla eşleşiyor.Bu çeşit nişan alma tarzında hedefle-ok arasını yada yayın herhangi bir noktasını adeta bir nişangah gibi kullanıp,boşluğu mesafeye göre azaltıp yada arttırıp nişan alırlar.

Açıklamaların devamında 'Ayrıca Puta menzilinin tarifi üçyüz geze ait olması meşk,yarış dışı atışlarda isabetin çok olması içindir' şeklindeki açıklama beni hayretlere düşürmüştür.Çünkü isabetin çok olması için hedefin 300 gez yani 198 metrelerde olması isteniyor.Günümüzde 60 yada 90 metrelerdeki isabet oranlarınla kıyaslanırsa...,,ağlasam mı gülsem mi bilemedim doğrusu.

3)Ok atmanın tarifi adlı bölümde,sf.54,
'Putaya atış siperinde atış yeri tabir olunan iç kabzayı geçerek,savaşta harbeli oklara dış kabzadan atış yapılır'
Bu bölüm çok enteresandır çünkü 'putaya atış siperi' diye bir ifade var.Bu ifade bazı siperlerin menzilde kullanılmayıp,sadece ve sadece Puta atışına özel yapılmış olabilir.Bu sebeple bu ifade sanırım bilek siperlerinin kendi içinde menzil ve puta siperi diye tasnif edilebileceğini göstermektedir.

4)Nişan ve hedefe bakış usulü adlı bölümde,sf.56,
'Diğer bir atışta yay dışından iki gözle temreni hedefe denk getirip yayı çekip temren dışarıdan görülmez olduğu anda sol gözü eskisi gibi baktığı şekilde nişandan ayırmamalı,sağ gözle yayın içinden temrenin siperde gidişine bakılmalı,yerine geldiği anda usulüne göre atılmalı.Bu bakış mahir ve usta ok atanlar arasında mutaber olup isabeti fazladır.'

İsabet ! , bir menzilin aksine isabet lafı sadece ve sadece bir hedef,av için,bir puta için söylenebilir değil mi..?


Bu bulgulara ilaveten bir memluk atlı savaşçısı gravüründe gördüğüm bir tür bilek siperinin savaşta at üzerinde dahi kullanılabildiğini görmek beni pek şaşırtmadı doğrusu.Bilek siperinde atış yeri diye tanımlanan noktaya tam olarak çekilmeden bir savaş okuyla dahi siper başından atış yapılabileceğini-yapıldığını açıklamalarımızda görmüştük.Bu kullanım resmen modern yaylardaki ok yataklarını(Arrow rest) çağrıştırmaktadır.

Bilek siperi donanımlı bir atlı savaşçının sahip olduğu kısa ve uzun tirkeş oklarıyla ve hatta puta oklarıyla bile düşmana daha çok korku salacağı şüphesizdir.

Savaşçının kısa ve hafif oklarıyla  düşmana kendini emniyette hissettiği bir mesafen yaptığı taciz atışlarıyla(Taciz atışlarında kullanılan oklarının ağır ve geniş temrenlere bile ihtiyacı olmaz bence.Bu aynı zamanda tirkeşte az yer kaplamasıyla daha çok ok anlamına da gelir.Tabiki bu bir savaşçı için bol-bol ok hoşa giden bir durum olur ),oluşturduğu korku ve şaşkınlık ,oluşan panik ve savaşçıların adeta yaklaşanın canını yakarım edasıyla savaş alanında atıyla koşturmalarını bir hayal edin.

Uzun yada kısa,tüm puta okları ve hatta Tirkeş oklarının Bilek Siperli kullanımıyla ok menziline ve  isabet oranına etkileri incelemeye değerdir.




Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet A.Gölhan



20 Mart 2013 Çarşamba

En Hızlı ve Pratik Yay Kurma-Yasma Yöntemi-2.Bölüm



Hızlı Yay Kurma & Yasma Yöntemi Başlangıcı

Yaptığım ilk en hızlı yay kurma ve yasma metoduma ilaveten ikinci video'yuda genel istek üzerine gerçekleştirdim.İlk videodaki işlem 41 libre(18-19Kg.) gücündeki bir Osmanlı yayınla gerçekleştirildiği için bazı izleyiciler bu yöntemin sadece düşük güçlü yaylar için geçerli olabileceği gibi bir yanılgıya düşmüşlerdi. İstekleri ise daha güçlü bir yay ile yöntemin en başından itibaren gerçekleştirilmesiydi.Bende bu istekler doğrultusunda 60 Librelik(27,24Kg.) bir diğer Sipahi yayımla ikinci video yu gerçekleştirdim.

Aslında bu yöntemin başarıyla uygulanabilmesinde tek bir kural var; o da;  'Gücünün yettiği yaydır' şeklinde dir.Kısaca bir yayı gerebiliyorsanız eğer;ona bu yöntemi başarıyla uygulayabileceksiniz demektir.Gerçi ben şu anda 4-5 atış yapabildiğim 80-90 Librelik bir yayda dahi bu yöntemi başarıyla uygulayabilmekteyim.

Aslında bu yöntemin  en vurucu özelliğinin hızı ve pratikliği olmasının yanında bir yay için tercih edebiliceğiniz en sağlıklı kurma ve yasma yöntemlerinden biri olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim.
Çünkü resimden de görebileceğiniz gibi yayın tam ortası olan 'Kabza' bölümü destek olarak görev gören dize dayanmıştır.Böylece yayın her iki salıda aynı oranda esnetilir,zorlanır.

Bu yöntemin hız,pratiklik ve güvenilirliliği yanında bir başka emsalsiz özelliği daha vardır ki oda At üzerinde dahi kullanılabilecek kadar elverişli bir yöntem olmasıdır.

Bir ayağınız üzengide,diğer ayağınızı ise üzengiden çıkardıktan sonra dizinizi yay kabzasına dayayarak yayınızı kurar yada yasarsınız.Özetle yayınızı ata binmeden evvel kurmak yada attan inipde yayı aşağıda kurmanıza gerek kalmaz.
Açıkçası ben bir at üzerinde yayını kurabilen,yasabilen bir atlı okçuyu daha evvel hiç mi hiç görmedim ve bu yüzden de bu vasfıyla Atlı Okçuluk için epeycene bir dikkat çeker niteliktedir.Netice olarak diğer yay kurma,yasma yöntemleri bir mercek altına alırsak eğer,

''DİĞER HİÇ BİR EMSAL YÖNTEMİN İSTER YERDE,İSTERSE AT ÜZERİNDE OLSUN ;BÖYLESİNE HIZLI VE YARDIMCISIZ BİR ŞEKİLDE TATBİK EDİLMESİNE İMKAN YOKTUR.''


diyebiliriz.Şimdi dilerseniz video muzu izleyelim,
Mehmet A.Gölhan



7 Mart 2013 Perşembe

Küçük Ama Faydası Büyük Fikirler

Yayınızı Acaba Doğru Bir Şekildemi Torbalıyorsunuz?

Sizlere bu seferki yazımda antrenmana başlangıç sıralarında karşılaştığımız,başlarda komik gibi gelen fakat sonralara doğru sinirleri zorlayan küçük bir aksaklık ve onun basitçe olan çözümünden bahsedeceğim.

Bildiğiniz gibi yay torbaları yada yay çorapları da diyeceğim çünkü bu iş birazda çorap giymeye benziyor, bunlar kumaştan yapılma dar ve uzun torbacıklar olup,yayı meraklı gözlerden ve dış etkenlerden korumanın en basit yoludur.Kendinize eğer bir çanta vs.edinmediyseniz bir anlamda ona muhtaçsınızdır da diyebiliriz..

Ve eğer 'Evet ben yayımı yukarıdaki gibi torbalıyorum' derseniz bu bir dahaki antrenman öncesi saçınızı başınızı yolacaksınız demektir.Çünkü kirişin öteki ucu torba içinde yayı çıkarırken sağa sola takılacak,yay elinize gelsede torba içinde kalan kiriş sizi epeyce uğraştıracaktır ve bayağı bir zamanınızı çorap içinde kiriş aramakla,torbanın içinden kirişi dışarı çıkarmanın yollarını arayacaksınız demektir,rast gele :)

Yayınızı belkide aşağıdaki gibi torbalıyorsunuzdur?Belki sokarken birde kaymasın diye lastikle takviyede ediyorsunuzdur?,


Gene kötü bir seçim yaptınız demektir ve bu seferde kirişin yayla beraber torbaya girmesi problem olacaktır.Bu şekilde belki Tonç düğümsüz kirişleri torbaya sokabilirsiniz ama bu şekilde torba içersine girmeleri gene problemlidir ve tutundukları lastiği çekeleyerek koparma ihtimalleri her zaman için vardır.Bu yöntemde ilk bakışta  kullanışlı gibi görünse de kirişin sonradan yayı kirişleme maksadıyla yay başından çıkarılması zorunluluğu işi uzatmaktadır.Köprülü yaylara çıkarırken takılması,kirişin kasanları ve kenarları zamanla  da aşındırması ise cabasıdır.Kısaca gene size göstereceğim yöntem kadar pratik değildir.

Çözüm resimdeki bir Paket Lastiği Kadar Basittir.
Evet çözüm bir paket lastiği kadar basit ama bu çoraplamanın da bir sırası var.Yay aşağıdaki gibi ilk önce lastikli kısım gelecek şekilde Torba içine sürülür.


İlk önce lastikli kısımı sürmemizdeki amaç;taşıma sırasında çok düşükte olsa lastiğin kopması(çürük olması) durumunda kirişin serbest ucunun torba dibinde,diğer ucununda aşağıdaki resimdeki gibi her zaman elinize kolay gelecek bir şekilde torba ağzında muhafaza edilebilmesidir.


Gördüğünüz gibi lastik torba içinde kopsa da kiriş her zaman torbanın ağzında,elinizin  altında olacaktır.Yani bu şekilde torbanın içine sokulan bir kirişin yayla beraber çıkacağı garantidir.Böylece sizinle köşe kapmaca oynamaya çalışan bir kirişle asla muhatab olmayacaksınız demektir.Yayın torbadan çıkmasına yakın karşılaşacağınız manzaraysa lastik kopsun yada kopmasın her zaman için aşağıdaki gibi olacaktır.


Yay karnında duran bir kirişle hangi yay kurma metodunu kullanırsanız kullanın;sizi sonuca yakınlaştırması bakımından her zaman için bir tercih sebebi olacaktır sanırım çünkü,

                                     'En kestirme olan yol;her zaman için en kısa olandır.'


Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet A.Gölhan

1 Mart 2013 Cuma

AT ÜZERİNDE YAY KURMA ve YASMANIN YEGANE YOLU,GÖLHAN METODU

Gölhan Tarzı Yay Kurma & Yasma 
Bir önceki yazımda sizleri bahsettiğim 'En hızlı ve Güvenilir Yay Kurma ve Yasma Metodu' ma ilave olarak bu metod kadar önemli olan bir diğer ilave buluntunun varlığından haberdar etmek benim için ayrı bir mutluluk özelliği taşıyor.

Bildiğiniz gibi metodumun diğer yay kurma ve yasma yöntemlerine göre üstün olan hız ve güvenilirlilik avantajının yanısıra  ilave olarak bu metodun ATLI OKÇULUK da dahi kullanılabileceğini,

                   AT ÜZERİNDE KULLANABİLECEK TEK VE YEGANE YÖNTEM

olabileceğini duyurmak isterim.Bildiğiniz gibi bu metodum diz çökerek ve  tek diz yardımıyla uygulanmaktadır.Kuvvet kolların ve dizlerin ilave baskısıyla çok daha rahat ve yay sağlığı açısından daha güvenilir olmasının yanında sadece ve sadece yay sahibinin aracılığıyla çok hızlı bir şekilde kurulabildiği,çok çok daha hızlı bir şekilde de yasılabileceğini bir evvelki makalemde de Video aracılığıyla ispatlamış,Yıldırım ve şimşek benzetmesiyle beğeninize sunmuştum.

Aynı yöntemin,gene aynı şekilde bu metodun sihirli anahtarı olan tonç düğümü ve uzantısının adeta bir sürgü kolu şeklinde kullanarak,at üzerinde durur pozisyondayken,bir ayak üzengide,diğer ayaksa üzengiden çıkarılarak dizin yukarıdaki resimdekine benzer bir pozisyona getirilerek hareketin Video daki gibi tamamlanacağı,yay kurma işleminin yanında aynı zamanda da yasma işlemininde yapılabileceğine kesin gözüyle bakmaktayım.Kısaca,

                 YILDIRIM ve ŞİMŞEK METODU BİR AT ÜZERİNDEYKEN DAHİ MÜMKÜN.

Elimdeki yazılı kaynaklara göre yay kurmanın 120 kadar yönteminin olduğu söylense de ben elimdeki eserlerden ancak 4-5 tanesine kadar  ulaşabildim.Anladığım kadarıyla da diğer yazılı kaynaklarda da pek bulunamayacağını Mustafa Kani Bey'in Telhis-i Resailat-i Rumat adlı eseri gibi Osmanlı Okçuluğu için çok çok  önemli olan bir eserin tercümesinde dahi bahsettiğim sayıyı geçmemesine dayanarak 110 küsur adet yay kurma metodunun kayıp olduğunu,yada kaydedilmediğini,metodlardan bir kaçının da farklı eserlerden de son bir gayretle çıkabileceğini de varsaysak dahi,gelecek nesillere kullanışlı olanlar haricinde öğretilmediği ve zamanla unutulduğu kanısındayım.

Bu nedenle,bulduğum yöntem hakkında akıllara gelebilecek bir diğer önemli soruda,
Gölhan bey!,tamamda,bulduğunuz bu metodun kayıp metodlar arasında olabileceğini hiç düşünmediniz mi? sorusudur,güzel bir soru :)

Bu soruya cevap olaraksa,günümüze kadar kalan metodların akılda kalıcılığı,gelecek kuşaklara aktarılmasındaki asıl etken her nasıl uygulanan metodun teknik popülerliği olduysa,aynı şekilde gölhan metodunun da hızlı ve güvenilir olması,tek kişiyle kurulabilme,at üzerinde dahi uygulanabilmesi avantajıyla  hatırlarda muhakak kalması,gelecek nesillere aktarılmış olması gerektiği gerçeğidir.

Nasıl bir yay Kemendinle tek başına yay kurma ve yasma metodlarının bir kemend için 'çok güçlü yaylarda yay kurmanın zorluğunu yenebilme' avantajı varsa,yayı tek başına kurabilmenin de 'birine bu iş için bağımlı olmama' gibi önemli bir teknik avantajı vardır.Bu teknik avantaj ise bir sonraki savaşçıya da 'işte bu yöntem en iyisidir' şeklinde aktarılarak günümüze kadar gelebilmiştir.Diğerlerinin ise bir avantaja sahip olmaması kullanılmamalarına ve sonuçta unutulmalarına sebep olmuştur.işte bu sorunun ana cevabı da budur işte.

Özetle, bu kadar avantajlı bir yöntemin günümüze kadar kesinlikle ve kesinlikle nesiller boyu bize ulaşması,unutulmaması gerekirdi.İşte bu tarihi gerçek neticesinde de yöntemim hakkındaki Tek ve Yegane yakıştırmalarımın bir abartı olmadığını gönül rahatlılığıyla ve açıkça belirtmek isterim.

Aklıma gelen son ve çok çok önemli bir diğer mevzuysa; 
Geleneksel Türk Atlı Okçuluğu adına bu tür bir 'AT ÜZERİNDE HIZLI YAY KURMA ve YASMA' gösterisinin,yada at üzerine yasılı bir yayla çıkan atlı okçunun seyirciler üzerinde yaratacağı şaşkınlık ifadesinden sonra okçunun yayını at üzerinde kurmasıyla,DÜNYA ATLI OKÇULUK YARIŞMA ve FESTİVAL'lerinde yaratacağı o müthiş  ETKİ sanırım kolay kolay unutulmayacaktır.



Not:Bahsettiğim yay kurma ve yasma metodonun sadece ve sadece Tonç Düğümlü kirişlere has bir yöntem  olduğu,diğer batı tarzı basit düz kirişlerle kesinlikle başarısızlığa uğranılacağı asla unutulmamalıdır.


Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet A.Gölhan/Kemanger/Araştırmacı









24 Şubat 2013 Pazar

EN HIZLI VE KOLAY YAY KURMA METODU=Gölhan Tarzı Yay Kurma Metodu

Haydi Başlıyoruz
Kemendli yada kemendsiz,tek yada yardımcılı,yay kurmanın 120 kadar yolu olduğu söylenir.Yaya zarar vermeden de kurmak da zaten bu işin en önemli kuralı.Elimdeki kaynaklaradan bu yöntemlerin (Türk Okçuluğu/Ü.Yücel ve Telhis/Mustafa Kani bey) çok azını görebilsemde;size bahsedeceğim bu metodu şimdiye kadar hiç görmediğinizi tahmin ediyorum.

Fakat ilk önce diğer yöntemleri bir gözden geçirelim ki sonra aradaki büyük farkı sizde gözünüzle görün.Maddeler halinde sıralarsak eğer,

1)Kemendli sistem her ne kadar en güvenilir bir sistem olarak gösterilse de almanız gereken zahmetli bir pozisyon ve daha da önemlisi uzun bir kirişleme süreciniz vardır.Kemendi yanınızda muhafaza etme zorunluluğu ise çok kötü.
Kaybederseniz ve diğer yöntemleri de bilmiyorsanız yada alışık değilseniz ne yaparsınız çok merak ediyorum doğrusu :)
Kesinlikle ve kesinlikle çok ağır yayların kurulmasında gerçekten işe yarayabilir fakat dediğimiz gibi;sadece ağır yaylar için.

2)'Ben kemendi kullanmayacağım.Arkadaşım var ondan yardım alacağım' dediniz.İşte o zamanda birine muhtaçsınız dır demektir.Yalnızsanız eğer gene hapı yuttunuz demektir ve önünüze her gelenden  sigara ateşi ister gibi 'abi be.. bi kirişi tutarmısınız' mı diyeceksiniz , olmadı.

3)Hadi yardımcıdan da vazgeçtiniz diyelim ve yayı tek başına kuracaksınız.Tamam bu işte en güzel ve yerinde bir karar çünkü kendi başınızın çaresine bakabileceksiniz demektir bu.

Peki hangi yöntemi kullanacaksınız?,en yaygın ve en popüler yöntem;yay kanatlarından birinin sol bacağa çelme takar gibi kilitleyip,diğer kanadın başına kirişi oturtmaktır.Fakat bu metod aslında riskli ve yavaş bir metod dur,neden mi?

    a)Sol ayak tarafındaki tonç kertiğinde duran halkanın durumunu kesinlikle göremezsiniz ve yerinde durduğunu varsayarak işe koyulursunuz.Kurarken de tek bir kenardan tutmuş olabilir ve yayı kurarken veya sonrasında kiriş mi fırlar,kiriş mi zedelenir,yay bir tarafınızı mı yaralar ? o şansınıza artık.

   b)Yeni başlıyanların yaptığı bir hata dır;bu yöntemde yay kabzasının tam ortası destek noktası olmalıdır ve sağlıklı yöntemide budur zaten.Öyle yerleri destek alanları gördüm ki,yay kanadını(Sal) bacağına mı dayar,kalçasına mı dayar,kabza nerede?,. hak getire artık.Bu da tabiki yay sallarının orantısız olarak zorlanmasına sebep olur.Kısacası yay açısından pek sağlıklı bir yöntemde değildir.

Oysa size göstereceğim yöntem,
 Osmanlı-Türk(Asya tarzı) tonç düğümü ve halkanın bir nimetidir.Düğümün sahip olduğu çıkıntıyı bir sürgü,manivela gibi kullanırsınız.Batı kirişlerinde bu yöntemi mi kullanamazsınız çünkü düğüm ve çıkıntısı yoktur ve eliniz kayar çünkü.Bu çıkıntı aynı zamanda yayı hızla yasmaya da yarar.Bu yöntemde,

1)Yardımcı elemana ihtiyacınız yoktur,yayınızı kaşla göz arasında 'Yıldırım gibi' kurar,'şimşek gibi' yasarsınız.Yıldırım gibi diyorum çünkü herhangi bir arkadaşın yay kurma süresi içinde(Vidyo'yu incelerseniz..) defalarca yayımı kurup yasabilirim çünkü.

2)Yanınızda kemend gibi bir yardımcı parça bulundurma-göz kulak olma zorunluluğunuz yoktur.

3)Bu yöntem dizde kurma yöntemine benzetilsede unutmayınki bu yöntemde yardımcı bir eleman yoktur.

4)Yayı yasmak mevcut olan tüm yöntemler içinde gene en hızlı,en kolay yöntemdir.Birine diz atar gibi;dizine daya ve yas.Ki yay yasmayı bazen ayakta dahi yaparım,işte bu kadar basit.Bu yasma yöntemi de gücünü gene bahsettiğim 'Tonç Düğümü ve Çıkıntısı' ndan alır.

Özetle,
Biraz sonra göreceğiniz En hızlı ve kolay Yay Kurma ve Yasma Yöntemi bizlere Tonç Düğümlü Kirişlerin akıl almaz üstünlüğünü birkez daha göstermiştir,bu inanılmaz bir şey !



İLAVE TESPİT:

Sizlere videosunu sunacağım,yalnızca TONÇ DÜĞÜMLÜ KİRİŞlere has olan EN HIZLI VE GÜVENİLİR YAY KURMA VE YASMA METODUMUN AT ÜZERİNDE DAHİ  KULLANILABİLMEYE MÜSAİT olduğunu belirtmek isterim.

Bu özelliliğin at üzerinde de denenmesiyle eminimki metodumun hızlı ve güvenilir olmasının yanında AT ÜZERİNDE DE KULLANILABİLEN  yegane YAY KURMA VE YASMA METODU olduğu görülecektir.  

Bu konuyla alakalı olarak daha geniş bir anlatım beğenilerinize sunulacaktır.



Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet A.Gölhan


                                              EN HIZLI VE KOLAY YAY KURMA-YASMA YÖNTEMİ 














23 Şubat 2013 Cumartesi

Geleneksel Okçuluk Eğitiminde Ok Şaftı Tercihi ve Spine 'nın Önemi

Günümüzde her ne kadar teknik avantajlara sahip karbon,alüminyum,alüminyum-karbon kompozitler gibi bol bol modern ok çeşitliliği bulunsa da ahşap oklar her zaman geleneksel bir okçu için bir doğallık,manevi anlam taşırlar.Bu sebeple de ister usta olsun ister yeni bir okçu adayı genellikle hiç düşünmeden ahşap oka yönelir.



Usta bir okçu için ahşap oklar doğru bir karardır belki ama geleneksel okçuluğa yeni başlayan biriyseniz eğer;işte o an bu kararınızla modern okların nimetlerini bir kenara ittiniz demektir.Bu okların nimetleri;dayanıklılık ve çabuk öğrenme avantajıdır.Usta bir okçu içinse düzgün bırakış yada herhangi bir performans düşüklüğünde bu modern oklar bir kontrol makenizması gibi işleyebilir.Kısacası ister usta olsun ister acemi,her kesime hitap edebilecek kadar faydalıdırlar.

Ahşap oklarla başlanılan bir eğitimde eğer elinizde aynı esneme kabiliyetine(spine) sahip oklarınız yoksa eğer size 'Allah size sabır ve kolaylık versin' ,kusursuz spine'a sahip oklarınız varsa da harcıalem bir ortam olan başlangıç idmanında bu okları kullanacaksanız eğer,size 'oklarınıza yazık,yapmayın etmeyin' demekten kendimi alamayacağım doğrusu.

Ahşap ok kullanmaya kalkan yeni bir okçu için aslında bu durum bir fecaattir de.Aldığı okların neredeyse tamamında hatalı bırakışın sebep olduğu ok salınımından(Paradoks) dolayı hedef üzerinde yada üst üste ok çarpmalarından dolayı bir kıyım yaşar.Okçu daha işin başında ok tedariki peşine düşer,maddi ve manevi yıkıma uğrar.

Birbirleriyle uyumlu olan ahşap okları bir takım haline getirmek okçuluğu ciddiye alan biri için inanınki bu iş çok zordur.Ciddiye almıyorsanız eğer pek probleminiz de yoktur zaten  :)

Bu sebeple de tarih bu düşünceyi doğrular bir şekilde zaten açık açık 'Ok atan altın atar' atasözü ile perçinlemiştir.

Yapımı bakımından atıcıyı da ilgilendirmesinden dolayı çok yakın mesafeden aynı hedefe ahşap okları üst üste atmak hiç bir zaman işime gelmedi ve gelmeyecektirde zaten.

Bu nedenle,doğru bir duruş ve bırakış tekniğinin kazanılmasından sonra otantik ahşap oklar tercih edilmelidir.

Peki Osmanlı bu konuda ne yapmıştır?,eğitim sırasında hiç bir önlem almadan o el emeği göz nuru okları çatır,çutur kırmışmıdır?.Tabiki hayır,çözümleri o günün şartlarına göre çok akıllıca ve mükemmel.
Yeni başlayanlar için hem kazaya yol açmaması hemde okun kırılmaması bakımından çeşitli önlemler almışlar.

Mesela,
İdman oku denen bu ok türünde kolay kırılmasın diye kalın gövdeli eski bir ok gövdesi ve güvenlik çin ucuna boks eldivenini andıran deri bir torbacık yerleştirilmiş.

Torba gezi oku ise yeleksiz ve temrenli yapılmış.Ok gövdesinin gürgen ağacından yapılmış olması yakından atılan çam okların çabucak heba olduğu ve bu sebeple de daha zor işlenebilmesine rağmen gürgenin tercih edildiği anlaşılmaktadır.
Gezlerin başpare olması ise ikinci işarettir çünki daha basit olan 'adi gez' yerine 'başpare gez' tercih edilmiştir.Harcı alem bir oka başpare gez kullanılması pek doğru olmaz değil mi?Demekki bu şekilde imal edilen torba gezi oku ok çok uzun zaman hizmet edebiliyormuş ki başpare kullanılmış.

Hava gezi denen menzil idmanı okları da yeleksiz ve temrensiz yapılmış.Menzil oklarının aksine gövdenin endamsız ve düz olmasıyla gene maksimum dayanıklılık ve az emek hedeflenmiş.Yani kırılsada,kaybolsa da bu çok üzüleceğiniz bir ok olamaz.

Gördüğünüz gibi;Osmanlı günün şartlarına göre gayet güzel çözüm yolları bulmuştur.Bizler ise şu an için sahip olduğumuz imkanlar sayesinde eskiye nazaran bize daha uzun süre hizmet edebilecek bir malzeme denizi içerisinde resmen yüzüyoruz.Dayanıklılık,istikrar ve daha kısa bir acemilik dönemi ,kulağa hoş geliyor değil mi?

Peki bütün bu nimetleri kabul etmemek,otantizm adına faydalanmamak akıllıca mıdır sizce ?..Aslında şu an için bile tirkeşinizdeki ahşap okların spine ve ağırlık uyumsuzluğunun had safada olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Sizleri ahşap oklarınızla modern oklarınızı Spine Test aletinde bir karşılaştırmanızı öneririm,çünki ne demek istediğimi işte o zaman çok daha iyi ve farkı yaşayarak görürsünüz.

Özellikle yeni bir okçu için açıkçası her bir ok  'başı bozuk' bir tavır sergileyecektir.Böyle başıbozuk bir ok sürüsüyle baş etmeniz,onları ehlileştirmeniz bayağı zordur.Üstelik tekniğinizi mükemmelleştirmek ise çok daha uzun zamanınızı alacaktır.
Ve inanınki hedefini bulamayan her bir ok için hocanız ilk önce size 'yanlış bırakış tekniği' teşhisini yapıştırıverecektir,kaçamazsınız,donar kalırsınız :)

  Oysa siz suçsuzsunuzdur ve aslında hata sizde değil,oklarınızın spine ve ağırlık farklılığındadır.

Elimizde farklı ağırlıktaki malzemelerden yapılmış toplarla arka arkaya bir hedefe atmamız istensin.Emin olun ki müthiş bir şekilde bocalayacak,birine alışmak isterken diğer topla büyük bir hüsrana uğrayacaksınız.Oklarla yaşayacağınız durum da aynen bu örneğe benzer.

Peki oklarla birlikte okçuyu da zincirleme etkileyen,başarısızlığa sürükleyen bu Spine ve ağırlık farkı nedir,ve nasıl baş edebiliriz?

Spine basitçe;bir okun belirli bir yük altındaki (statik)esneme değeri dir.Günümüzde karbon,alüminyum vs.gibi modern okların hemen hemen hepsi aynı hassasiyette,aynı spine ve ağırlıkta imal edilebilmektedirler.


Fakat ahşap oklar içinse bu hassasiyetin oluşturulması çok daha zordur.Ahşap bir ok kalınlık olarak benzeşse de esneme değerleri uymayabilir.Yada,esneme değeri uyup da,ağırlık ve kalınlık bakımından uyuşmayabilir.Esneme değeri,ağırlık bakımından eşleşen bir ok kalınlık farkıyla daha çok hava direnciyle karşılaşabilir ve daha yavaş uçup kısa mesafe katedebilir.Gördüğünüz gibi bir ahşap ok için çok daha fazla problem ve kafa karıştırıcı etken vardır.

Bu sebeple de tarihte de okçu ustalarının farklı bir gurup oluşturması,sadece ok yapmalarına şaşırmamak lazım.Aynen günümüzde doktorların insan vücudunun farklı bölgelerinde ihtisaslaşması gibi konu öyle zordur ki, ilaveten belki yayda yapabilse dahi usta öncelikli olarak aklını kendi işi olan ok imalatına verir.

Modern ok kullanımı ise eğitim adına çok daha basittir.İster alimünyum olsun ister karbon ok yaklaşık olarak aynı hassasiyetde imal edilebildiklerinden dolayı birbirlerine olan uyumları mükemmeldir.Bu okların Spine'larını ölçmek gereksizdir çünkü üretici fabrikalar zaten bunu sizin adınıza yapmış,dökümanlamıştır.

                Kaz ve Hindi Tüyü-Tüy ZarlarındanYeleklenmiş(17cm.)Karbon-Alüminyum Kompozit Antreman Okları

Bu değerler baz alınarak bir okçunun çekiş mesafesine göre ok şaftları kesilse de bütün oklarınız biraz daha sertleşecek,spine da değişecek fakat sonuçta gene birbirlerinin kopyaları olacaklardır.Atış sırasında da bırakışınızda bir hata yoksa eğer sert oklar biraz daha sağa gidecek,sizin önleminiz de okları sola toplamak amacıyla yayı biraz daha sola kaydırmak olacaktır.Çözüm bu kadar basittir çünki direkt olarak suçun oklarda olamayacağını bilip,suçun direkt kendinizde olduğunu bilirsiniz.

Günümüzde en başarılı okçuların dahi sahip oldukları mükemmel tekniklere rağmen  pahalı ve marka ekipmanlara yönlenmelerindeki amaç;okçuluk malzemeleri üreticilerinin büyük paralar ve zaman harcayarak  iyileştirdikleri,kusursuzlaştırdıkları bu malzemelerin nimetlerinden faydalanarak bir adım öne geçme çabasından başka bir sebep olabilirmi ki sizce ?..

Çünki bu tercih okçuyu hatayı sadece ve sadece kendinde arama,suçu başka yerde aramama lüksüne kavuşturur.Aksi durumda acaba kirişi mi yanlış bıraktım,hata yoksa okumda mı ?,yok canım değildir,...diye öyle bocalar durursunuz.

Bir geleneksel okçu neden eğitimi yada tekniğini kontrol amaçlı olarak teknolojinin nimetlerinden faydalanmak istemesin ki? Hangi okçu,söz konusu Geleneksel Okçuluk da olsa en iyi okçunun kendisi olmasını istemez ki?

Bu sebeple;
doğru ve etkili bir Geleneksel Okçuluk Eğitimi için ilk önce karbon yada metal oklarla doğru teknik yakalanıp,sonrasında da bu tekniği otantizm ve geleneksellik adına ahşap oklara uygulamak olmalıdır.

 Sıra ahşap okları kullanmaya geldiğinde,önceden de bahsettiğim gibi iş dönmüş dolaşmış,gene ahşap okların spine uyumluluğu ve ağırlığı meselesinin halledilmesine gelmiştir.Bu amacımıza hizmet edebilecek iki süper cihaz vardır ki bu aletler sayesinde oklarınızın aslında ne kadar çok kusurlu olduğunu hayretle görecek ve çok şaşıracaksınız.Bu aletler,Ok Spine Test Aleti ve Gram ve Grain ölçebilen bir Dijital Terazi dir.

Gölhan Yapımı bir Spine Test Aleti ve Dijital Terazi 


                                                                    devamı 2.bölümde

Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet A.Gölhan                                              



















31 Ocak 2013 Perşembe

EN MÜKEMMEL DARP(DARB) TEMRENİ HANGİSİDİR ?

Bir okun delici uç kısmını oluşturan,genel adıyla temren; hedef tipine ve amaca yönelik olarak imal edilerek sonuçta zeytuni,oval,baklava tipi,üç köşe,dört köşe,yıldız,vs..gibi zengin bir ürün gamına ulaşılmıştır.

Dövme Çelik Darb(Darp) Temrenleri

Fakat,Osmanlı-Türk Okçuluğu temren yelpazesi içinde sanırım hiçbir ok Darp(yada Darb) temrenleri ile delicilik konusunda aşık atamaz,boy ölçüşemez.Av yada zırhsız bir düşmana atılan,bir yaprağı andıran geniş temrenleri zırhli bir düşmana atmanız hiçbir işe yaramayabilir fakat bir darb temreni kelimenin tam anlamıyla bu işin piridir ve büyük bir ihtimalle affetmez.Peki neden büyük bir ihtimalle dedim ki....?

Bunu dememin sebebi;atılan okun düşman zırhına tam dik olarak rast gelmemesi ihtimalidir.
Nedense,bütün tarihi savaş filmlerinde zırhlı askerler hiç bir hata payı olmaksızın keklik gibi vurulurlar.Oysa eminim ki vurulan onlarca zırhlı asker kadar, zırhlarından ok seken ve savaşa devam eden asker sayısıda küçümsenemez sanırım.Filmlerde bu durum gene gösterilmez  :)

Çünkü bir ok ne kadar delici olursa olsun yanlamasına duran bir zırhı delmenin ihtimali çok düşüktür.Bir darb temreni için en mükemmel vurma açısı tahmin edersiniz ki 90 derecedir.

(Günümüzde tank zırhları da bu mantığa hitap edecek şekilde,yani tank eksenine dik olmayacak şekilde tasarlanmakta ve imal edilmektedir.Amaç tank zırhına dik gelmeyen top mermilerini sektirebilmek,tankı adeta 'dokuz canlı bir kedi' ye çevirebilmek.)

Darb temrenleri üç köşe,dört köşe,çuvaldızı andıran silindirik bir yapıda yada yıldız kesitlerinde olabiliyor. Batılı kaynaklarda da 'Bodkin' olarak geçen bu tip temrenlerin sizce hepsi aynı mükemmelliktemidirler...?

Hatırlarsanız daha önceki Darb temrenleri ile alakalı yazımda darb okunu bir konserve açacağına benzetmiştim.Çünkü çalışmaları tıpa tıp  aynı tarzda dır.Aynı bir konserve açacağı gibi önce saplanırlar ve o deliği yararak metali yırtarlar.

İyi bir darb oku ;

           'önce delme,sonrada deliği keserek yarma ve düşük sürtünme vasfına sahip olmalıdır.'

Bu üç özellik bizim darb oklarını yorumlamamızı sağlayabilen bir 'Formül' niteliğindedirler.

Darb Temrenleri İş Başında(Prinç plaka temrenlere el baskısı uygulanarak delinmiştir.)
En sağdaki,çuvaldız yada zeytuni temreni temsilen Darb temrenleri içinde en işe yaramazıdır diyebilirim.İşe diğer temrenler gibi plakayı delerek başlar ve formülümüzdeki 'önce delme' koşulunu gerçekleştirsede ikinci koşulumuz olan 'keserek yarma' şartını yerine getirememektedir.Sahip olduğu keskin olmayan düz yüzey sebebiyle kesmek bir kenara dursun sürtünme kuvvetiyle karşı karşıya kalır.Bu tip temrenin bir plakayı delebilme başarısı tamamen yaya ve okçuya ait olur ve burada konumuz dışında olsa da övünülecek olan temrenin işlevselliği değil 'okçunun gücü'olacaktır sanırım.

En soldaki kare kesitli Darb temrenini ele alırsak;ingilizlerin bodkin dediği bu temren plakayı önce delerek ve sonrasında da keskin dört kenarı vasıtasıyla plakayı yararak gerekli şartları yerine getirmektedir.Zaten tarihte de işlevselliğini kanıtlamış,savaşlarda başarıyı elde etmiş bir temren dir.

(İngilizler efsanevi 1415 Agincourt savaşında galip gelmelerini tamamen ingiliz okçularına ve zırh delici bodkin'lere borçlu olduklarını bilmektedirler.İngiliz ordusunu ~5000 kadar okçu ve 1000 kadar da piyadenin oluşturması son derece dikkat çekicidir.Bu savaşta Fransız ordusundaki şövalyeler neredeyse yok edilmişlerdir.)

Peki en mükemmel Darb temreni bu temren midir...? ,
yukarıdaki resme dikkatlice bakarsanız eğer ; evet delme ve yarma işlevselliği var fakat keskin dört kenarları dışındaki alanların plakaya sürttüğünü,bir sürtünme engeliyle karşı karşıya kaldığını yarıktan pek fazla ışık sızmadığını da görerek anlayabiliyoruz.Bu sürtünme ok enerjisinin bir kısmını muhakkak ki ziyan edecek, emecektir.
İşte,o kadar öğülmesine karşılık,en azından bir vasfının menfi olması durumu bana göre bu temrenin mükemmellik tacını tehlikeye düşürüyor.Mükemmel olmasa da iş görüyor denebilir,doğrudur.

Mükemmellik ?,peki daha mükemmeli varmı dır? ..Evet, mükemmelik tacı'nın asıl sahibi,

    'kare,üçgen,yıldız kesitli fakat tabiki kesici köşeler dışındaki alanları boşaltılmış olanlar dır.'

Yani aşağıdaki resimde solda duran diğerlerine göre daha iyidir.Temrendeki bu boşluklar Telhiste de 'ok yeleğindeki gibi boşluklar' olarak nitelendirilmiş,tanımlanmıştır.İlave olarak;
'zırh ve demir dahil,et-kemik her şeyi deler-geçer' diye bahsi geçer. (Telhis-i Resailat-ı Rumat,sf 131)

Işığın sızdığı boşluklara bir bakın ;soldaki temrenin plakaya temas miktarı ne kadar az değil mi?

(Köşeli ve boşlıklu darb temrenleri İngilizler tarafından Tudor döneminde de kullanılmıştır ve Tudor Bodkin'i olarak anılmaktadır.(Mary Rose batığında bu tip ok başları bulunmuştur.)


Tudor  Bodkin'i

Osmanlı 'köşeleri yelek gibi olan' (Aşağıdaki resimde üstteki temren) diye tanımlanan bu temrenin üçgen ve yıldız kesitli olanlarını da denemiş.(Arayış mükemmel)Fakat bu temrenler arasında  delme,kesme ve düşük sürtünme özelliklerini mükemmel bir şekilde doğrulaması sebebiyle,

üçgen kesitli ve kesici yüzeyler arası boşluklu olanlar zırh delici-darb temrenlerinin en alasıdır.'    



Not: Zırh Delici(Darb) Temrenlerin karşılaştırılmasında yayın gücü,çekiş mesafesi,temrenlerin ve ahşap şaftların ağırlığı,uzunluğu,malzeme cinsi v.s. gibi bir çok okun deliciliğini etkileyebilecek önemli etkenler eşit ve sağlıklı bir karşılaştırma için aynı olması gerekmektedir.Bu sebeple,araştırmamızda oklar arasında fark yaratabilecek tek etken olarak ' Temren Kesidi ' kale alınmıştır.


Sevgi ve Saygılarımla,
Mehmet A.Gölhan


















17 Ocak 2013 Perşembe

Enver Paşa'nın Yayı


İsmail Enver-Enver Paşa
Osmanlı İmparatorlığunun son dönemlerinde hem bir asker,hemde bir siyaset adamı olarak etkin bir rol üstlenmiş olan Enver Paşanın Askeri Müze/Harbiye-İstanbul da bulunan çelik yayını bu müzeyi gezipde görmeyen- bilmeyen yoktur sanırım.

Bu müzeyi ilk defa orta okul sıralarında ziyaret etmiş ve o yayı gördüğümden beri  diğer yaylardan farklı olmasıyla kafamı kurcalamıştır hep.

Araçlarda kullanılan makaslı yada yaprak yay diye adlandırılan bir süspansiyon sistemini andıran bu yay;kullanılan malzeme ve özellikle tasarımcısı durumunda olabilecek ünlü sahibi dolayısıyla onu çok nadir ve özel bir yay durumuna getirmektedir.


Enver Paşa'nın Yayı-Askeri Müze-İst.

Bu yay bazı şaşırtıcı özelliklere sahip.Araç makas-yaprak yay sistemlerinde yaprak halindeki yayları bir arada tutan, 'kelepçe' denilen bir parça mevcuttur ve bu parça Enver Paşanın yayı için geliştirilerek uygulanmıştır.

Yay Üzerindeki İki Güzel Tasarım


Yaydaki kelepçeler resimdeki gibi yayın sırt kısmındaki ilave bir bükümlü şerit vasıtasıyla hem sabitlendiği gibi,aynı zamanda da bir miktar kuvvetde sağlanmaktadır.Bu şerit yay kabzasının altından geçerek diğer kanada da aynı şekilde uzanmaktadır.Bükümlerin düzgünlüğü,işçilik çok hoş.Ayrıca,yay uzun ve asimetrik değil.

Buna benzer bir tasarım yay başlarında da var(Sarı bölge).Yay başlarına dikkat ederseniz eğer;bir ucu yay başına girmiş, diğer ucuda 'U' şeklinde büküldükten sonra tekrar bir bükümle kiriş durumundaki tel oluğa düğümlenerek sabitlenmiştir.
Yıllarca bakışlar altında gizemini korumuş olan bu yay aslında bir kanıt durumundadır da aynı zamanda.Nasıl mı?....

Her okçu kullandığı yayın kabzasında,okun geçtiği ve bizde 'tir geçimi' diye tabir edilen bu bölge üzerinde ok aşımına dayalı bir iz bırakır.Ok zamanla bu bölgedeki deriyi ve hatta önlem alınmazsa yay malzemesini tabir-i caizse 'yemeye' başlar ve pek hoşa gitmez.Bu bölgeyeyi koruma maksadıyla deri,yapıştırıcı ve hatta metal plakalar bile yapıştırılır günümüzde.Çünkü bu durum  Nasrettin Hoca'nın hikayesindeki bindiği dalı kesmesine benzer. :)

Ve kabzedeki bu izlerden de okçunun baskın gözünü de hesaba katarak bir Okçunun Başparmak mı yoksa Üç parmak mı çektiğini rahatlıkla anlayabilirsiniz.

Kabzadaki 3 Adet Ok Aşındırma İzi
Mesela ben sağlak bir okçu olarak,baş parmak çekişimle yayımın sağ tarafında 'Tir geçimi' denilen kısımda
erime-aşınma oluşmuştur.İşte bu durum bana ait bir yay için kanıttır.

1.Kanıt:
Yukarıda görmüş olduğunuz Enver Paşanın yay kabzasında bulunan kanıt izi kırmızı daire ile işaretledim.Bu bölgede 3 adet aşınma izi var ve en derin olanı en alttadır.

İşaretlerin  kabzanın sol tarafına ait olduğunu düşünmemin sebebi:
Ok'un en çok en derin aşınma izinin bulunduğu alanda kullanılmış ve sarı işaretli kabza bölgesi bazen biraz daha yukarıdan kavranması (yada okun yukarı doğru hatalı hareketiyle) ile ok çıkışları biraz daha yukarıdan yapılmıştır.
Bunun diğer bir sebebi rahatsız bir kabza tutuşu sebebiyle her bir atış sonrasında elin daha yukarıya,yani rahata erme çabası da olabilir.(Ok şaftı yumruğa dayandığından dolayı daha aşağı inemez,dolayısıyla kabzayı daha alttan zedeleyemez)

Enver Paşa'nın Yayı- Kabza Detay


Ayrıca,Paşa'nın oku yayın tam ortasından fırlatma amacını güderek,yaya sanki bir Arbalet-Kundaklı yay muamelesi yaparak atışta kusursuzluğa ulaşma çabası içinde olduğu görülüyor.Bu kavrama şeklinin alt parmakların dışarı taşmasına da sebep olduğu gayet açıktır.

Tabiki 1.Kanıtın geçerliliği içinde yayın sol el ile kavrandığının da kanıtlanması gerekiyor.Öyleyse,..

2.Kanıt:
Yayı sol el  ile kavrayan,kirişi sağ eliyle çeken bir okçunun baskın gözü de sağ göz olmalıdır.Paşamızın baskın gözünü belirleyebilmek amacıyla aşağıdaki resmi buldum.

Enver Paşa'nın Baskın olan Sağ Gözü
Enver paşa'nın tabanca ile atış yaptığı bu resimde sol gözün kapalı tutulup,sağ göz ile nişan aldığının görülmesiyle birlikte sağ gözün baskın olduğu anlaşılmaktadır.

Netice olarak,
Enver paşa'nın kabzayı tam ortadan değilde sıradışı bir şekilde,epeyce aşağıdan sol el ile kavradığını,sağ el 3 parmak ile kiriş çektiğini,yayının ise ilginç bir modern yay tasarımı olduğunu söyleyebilirim.


Sevgi ve Saygılarımla,
Mehmet Gölhan