26 Ekim 2012 Cuma

Son Yay ve Ok çalışmalarımdan Kareler

Osmanlı-Türk Sipahi Yayı-25 Lb.

Yukarıdaki resimde bulunan Sentetik Osmanlı Sipahi yayı,benim için bir ilki temsil etmesi ve ayrıca ilginç bir çalışma olmasından dolayıda sizlerle paylaşma ihtiyacı duydum.İlk defa olarak bu kadar düşük güçte bir çocuk yayı yaptım.Evet,25 Librelik bir Sipahi yayı,fakat hala şimşek gibi ! 




Çocuk yayı olsada tüm işçilikleri,yani değer bakımından da hiç bir farkı yok,üstelik hızıda bayağı tatminkar,40-50Librelik yayların oklarını bile bayağı hızlı bir şekilde fırlatabiliyor olmasıylada bayağı dikkat çekici aynı zamanda ?..

Bunların dışında yeni olarak,ok şaftının ön ve arkasında eğim bulunan,yani basit bir endama sahip oklar yaptım.Bu çalışma bilhassa Osmanlı endamlı ok çalışmama öncü olma niteliğinde aslında.


Basit Endamlı Antreman Oklarım

Ok yelekleri gerçek Osmanlı tarzı yelekleme olmasada,tüylerin parabolik eğrisini osmanlı yeleklerindeki gibi,yüksekliği düşük olacak şekilde kendi yapımım olan Yelek Yakma Tezgahında gerçekleştirdim.


Gölhan Yapımı Ahşap Antreman Okları


Mehmet Gölhan/Kemanger

24 Ekim 2012 Çarşamba

Yay Çantası-Cüzdanı

Yay Çantası-Cüzdanı
Yaylarla alakalı problemlerden biride;yaylarımızı atış yapacağımız alana yada salona güvenle ve ona zarar getirmeden götürebilmektir.Makaralı yay yapımcılarının yaylar için yaptığı yumuşak yada sert çantalar her zaman ilgimi çekmiştir fakat geleneksel yaylarda bildiğim kadarıyla Kore yaylarının fermuarlı çantaları dışında(gerçi onlarda sadece kumaş)geleneksel yay çantaları bana bu konuda biraz geride kalmış gibi geliyor nedense.
Koyu renkli ince ve uzun yay torbalarıysa yayı korumak yerine,sadece meraklı gözlerden saklama ve gizleme görevi görüyor malesef.


Yukarıda görmüş olduğunuz yay çantasını tamamen bir cüzdandan esinlenerek tasarladım ve yaptım. Fakat bu seferliğine cüzdandan para yerine yay-ok çıkıyor,bir okçu için para kadar değerli değil mi? :)

Bu yay cüzdanının en güzel tarafı iki adet yayı birbirlerine değmeden koruduğu gibi,Tirkeşimle bereber oklarımıda aynı yerde muhafaza edebilmesiylede avantaj sağlıyor.Kısaca okçulukla alakalı herşeyinizi bu çantaya yerleştirebilecek kadar geniş-kullanışlı ve rahat.

Yapısı fotografta görüldüğü gibi çok basit,sentetik deri,5mm yalıtım malzemesi ve cırt-cırt dan ve sap şeridinden oluşuyor.Bu modele aslında bir cüzdanda var olan çantacıklar,bölmeler,fermuarlı alanlar vs. eklenip daha da kullanışlı bir hale getirilebilir,yani limit yok.


Bu yay cüzdanı bana diğer yay çantalarından çok farklı ve kullanışlı geldiği için sizlerle paylaşma isteği duydum.Umarım sizlerinde hoşuna gider.


Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet Gölhan


18 Ekim 2012 Perşembe

Osmanlı Tarzı Klavuzlu Tonç Düğümlü Kiriş

Sarı Renk Klavuzlu Osmanlı-Asya Tarzı Tonç Düğümlü Kiriş
Şimdiye kadar hiç kimsenin yayında,renkli klavuz ipli bir kiriş görmedim,göremedim.Bırakın klavuzluyu,gördüklerimin çoğu zaten batı tarzı tek parçalı basit kirişler.

Osmanlı çile ustalarıysa,kendisini kullana, yani okçuya adeta bir sinyal veren bir Kiriş(çile) geliştirmişler,yani çile içerisinden geçen,farklı renkteki Klavuz sicimlerini.

Bu klavuz ipleri bahsi Ünsal Yücelin Türk Okçuluğu adlı kitabında (sf.269) aşağıdaki şekilde geçmektedir.

''Araya katılan farklı renkte ibrişime klavuz denilir,çilenin dolaşık olup olmadığını anlamaya yarar.''

Buna benzer bir açıklama Telhis'de (sf.102) de vardır,

''...sonra kullanma anında kıvrılmayıp düz gelmesi içim boyuna bir başka renkte iki kat az gevşek bükülmüş ibrişim çekilir ''

Ana kiriş sicimlerinden farklı bir renge sahip olmaları sayesinde renkli klavuz ipleri,en basit ve fark edilir bir şekilde okçuya kirişin burulmuş olup olmadığı uyarısını vermektedir.

Burulmuş bir Kiriş
Yukarıdaki resimde gördüğünüz gibi kirişler okçu tarafından kiriş yüksekliğini ayarlamak amacıyla yada istem dışı olarak burulmaktadır.Bu halleriyle kiriş sanki bir elektrik kablosunu andırmaktadır.

Akıllara 'burulmuş bir kirişi kullanmakta ne zarar varki,ne olur ?' şeklinde  bir soru gelebilir.Burulmuş bir kiriş zamanla ve hatta anında yay başlarına ve kasanlara uyguladığı eksenel dönmeyle kiriş atmalarına,yay başlarının kırılmasına ve hatta yay sallarının çatlamasına,zamanla yada anında kırılmasına sebep olabilir.
Osmanlı ise,kirişin düzgün durmasına büyük bir ehemmiyet göstermiş,burmaktansa kiriş boyunu kısaltmak için kirişe düğüm atmayı tercih etmiştir.

Fotograf arşivimde şu an için bulunmasada,müzelerde bir sürü düğüm atılmış kiriş bulunmaktadır.Osmanlı kirişi burmak yerine neden düğüm atmayı tercih etmiştir?.Burmak düğüme nazaran çok daha kolay bir işlemdir oysa değilmi?
Cevap slogan derecesinde ve son derece açıktır, kirişini buran yayınıda burar ! 

Bir süre önce bu tarz olaya bir Kore yayında şahit olmuştum.Yay başları ve kasan bölgesi kıvrılmış,batı ağzıyla Twist olmuşlardı.Kiriş neredeyse attı atacak halde ve gören için bayağı sancılı bir durumdu.Bununda sebebi aşırı derecede burulmuş kirişti.Yay sahibi düşük olan kiriş yüksekliğini arttırmak maksadıyla kirişi burmuştu.
Özellikle kiriş burumları iki farklı malzeme laminasyonlu yaylar için dahada vahimdir.Başlara uyguladığı kuvvetle sal-kabza uzantısı içindeki 'formika' laminasyonun ayrılmasına sebep olabilir.Ayrılan laminasyonda şoka tek başına karşı koyamaz ve malesef çatlamaya,kırılmaya mahkumdur.

Bu konudaki naçizane tavsiyem,ne tarz yayınız olursa olsun kesinlikle kirişlerinizi burmamanız,kirişleme anında kirişin düz olup olmadığını (Osmanlının Klavuz kiriş yöntemi bu iş için biçilmiş kaftandır.) kontrol etmeniz,düzeltmenizdir.

Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet Gölhan

14 Ekim 2012 Pazar

Deri-Boynuz-Fildişi-Metal-Taş Zihgirler...,çok güzel,ama neden?

Osmanlı-Türk Zihgir Replikaları(Boşluk ayarlı)
Zihgir,şast vs.gibi ve daha bir çok isme sahip olan,en basit ve anlaşılır şekilde okçu yüzüğü de denen bu geleneksel okçuluk yardımcı ekipmanın bilindiği gibi en önemli görevi kiriş çeken baş parmağı baskıdan korumaktır.Bunu,kirişin küçücük bir alana uyguladığı büyük kuvveti zihgirin sahip olduğu alana yayarak yapar.Kısaca amaç baskıyı tek bir noktaya değil geniş bir alana yaymak.

Kirişteki basınç parmaklar için öyle yüksektirki 3 parmak çekişi yapanlar bile çok kısa zamanda bu kuvvetin etkisi altında ezilir ve bu iş bir ızdıraba dönüşür.Deriden yapılmış ellik-eldiven-parmaklık gibi koruyucular 3 parmak çekişinin kurtuluş noktası olur.

Başparmak çekişi içinde durum farklı değildir.Bu amaçla zihgir tasarlanmış ve yapımında Deri-boynuz-fildişi-balık dişi-metaller ve hatta kıymetli taşlar bile kullanılmıştır.Bunların içinden deri ve boynuz içlerinde işlenmesi en kolay olan materyallerdir fakat bu iş için metalleri ve hatta çok zor işlenebilen taşları kullanmak acep nedendir? ...,hiç düşündünüz mü?
Muhakkak ki açıklamalardan birisi işin süs-gösteriş tarafı olacaktır fakat günümüzde dahi silahın işlevselliğine zarar veren,en gerekli anda sizi yarı yolda bırakabilecek bir aksesuar kesinlikle daha tasarım aşamasında bile onay alamaz.
Bir düşünsenize,pirinçten yapılan fişek kovanları yerine çelikten yada namludaki fişek yatağından daha sert bir  malzemeden yapılmış fişek kovanı kullanıyorsunuz?.Bunları yaparsak ortada ne namlu kalır ne de silah.Amaç gerektiğinde silahı düşmana karşı daha uzun ömürlü kullanabilmek ve uzun zaman kullanılabilirliğini korumak değil midir?(At-Avrat-Silah :)
Şimdi,ok atan bir okçunun deri-boynuz vs.gibi malzemeler yerine yapımında metal-taş gibi malzemeleri tercih etmesindeki neden ve mantık nedir?Sert malzemelerden yapılmış bu zihgirler yay kirişini kısa bir sürede aşındırmayacakmıdır?
Boynuz zihgirler dahi yay kirişi sarımlarını zamanla aşındırmakta ve koparmaktadır.Çünki kiriş malzemesinden çok daha serttir.Okçuluk faliyetlerim sırasında en çok kiriş aşındıranları hep metal zihgir kullananlar olarak görmüşümdür,yaşamışımdır.
Sebebi oldukça basit aslında ,'her zaman için sert olan bir malzeme,yumuşak olanı aşındırır'.

Buraya kadar yazımı okuma sabrını göstermiş olanlar belki metal yada taş zihgir kullanmayı kötülediğimi zannedeceklerdir fakat amacım kesinlikle bu değil.Niyetim sert zihgir malzemelerinin sadece süs maksadıyla kullanılmadıklarını,belli bir amaca yönelik ele alındıklarını göstermek.

Zihgir kullanmak 3 parmak tekniğine göre ok çıkış hızı bakımından daha avantajlıdır.Çünkü bir zihgir günümüz makaralı yaylarının kullandığı tetik mekanizmalarının sahip olduğu avantaja benzer bir lükse sahiptir.Üstelik kısa yayların kirişleri tam çekiş pozisyonunda daha kapalı bir açı yapar ve zihgir bu açıya 3 parmaktan daha kusursuz bir uyum sağlar.

Peki,zihgirler arasında verim farkı varmıdır?Deri aslında parmağa en iyi uyumu sağlayan,parmak terini rahatlıkla absorbe edebilen,kullanım sırasında parmağın şeklini alabilen mükemmel bir zihgir malzemesi olmasına  rağmen neden yerini dahada katı zihgirlere bırakmıştır?

Çünkü sebep katı zihgirlerin deri zihgirlere nazaran kiriş bırakma hızı olarak daha avantajlı olmaları.Buda tabiki okun yaydan daha hızlı çıkmasına neden oluyor.Daha uzun mesafe,daha etkili ve öldürücü ok ve belkide seçilen zihgir malzemesine göre daha iyi bir MENZİL belkide bir DARP !

Evet,zihgirlerin yapımında yumuşak malzemelerden daha katı ve hatta metal ve taş malzemeleri kullanılmasındaki amaç okun deliciliğini ve menzilini arttırmaktan başka bir şey olamaz.
Yani zihgirsiz başparmakla yapılan atış deri bir zihgirle yapılan atıştan daha yavaş olacaktır.Deri bir zihgir ise zincirleme olarak boynuz-fildişi vs.gibi malzemeye yenilecektir.Aynı mantığa göre,bu yarışta metal ve taş zihgirler bu yarışta galip gelecektir,madalyayı alacaktır.

Peki ben neden yayımın kirişine zarar veren,yayımı devre dışı bırakabilecek bir malzemeyi kullanayım ki?
Bir Menzil alma hevesi yada düşman zırhını daha rahat delebilme olasılığı(ki bu hayati bir önemde arz ediyor) bir okçuyu daha sert Zihgir kullanma tercihine götürebilir.

Kısacası,sert zihgirleri ancak ve ancak DARB yada MENZİL atışı yapacaksam kullanırım ve kirişimin ömrünün kısalmasını-kopmasını ancak o zaman göze alabilirim.
Belkide ordunun belli bir kesimi yanlarında bu çetin ceviz zırhlara karşı bu tarz sert zihgirleri de  bulunduruyorlardı.
O an için elinizde o zırhı delebilecek en hızlı ve güçlü yayın yanısıra,en iyi ok ve oku en hızlı salabilecek zihgirde bulunmuş oluyordu.Böylece bu iş için en ideal ekipman tamamlanıyordu.

Bazı savaş raporlarında Türklerin,üzerlerinde en iyi kalitede zırh kuşanmış düşman askerlerini bile rahatlıkla öldürebilmelerinden şaşkınlıkla ve hayretle bahsedilmesi,bu işin nasıl yapıldığını yada bu işin sırrını bilmediklerini göstermektedir.

Aslında bu konu da bir Kronograf Hız Ölçüm cihazıyla çıplak başparmaktan başlanarak,sırasıyla deri-boynuz ve sonunda metal ve taş zihgirlere geçilerek hız ölçümleri yapılabilir.Sonuç olarakta zihgir sertlik derecelerine göre atış hızları orantılı olarak artacaktır.(Merak etmeyin,elimde bir Kronograf cihazı olsaydı bu yazı yerine rakamları görürdünüz :)


Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet Gölhan