28 Aralık 2012 Cuma

Sadece Sakal-Tüy Deyip Geçmeyin.

                                                       

Osmanlı okları baş,boğaz,göğüs,göbek baldır ve ayak ve hatta yelek(Tüy) kısmına da sakal diyerek bölümlerine ayırmış,sakallı bir insana benzetmiştir.Buna benzer olarak yayın bölümlerinde de bu yaklaşım var mesela ;yayın başı,karnı,sırtı gibi fakat oklar kadar değil elbette.

Aslında bu bana biraz komik gelmekle birlikte aynı zamanda da çok akıllıca bir yaklaşım olarak görüyorum.Çünkü yere saplı duran bir ok hakikaten 'hazır ol' vaziyetinde duran sakallı bir insanı,belkide bir askeri andırdığı gibi bölümlerini isimlendirmede ve daha da önemlisi akılda kalıcılığı konusunda bundan daha iyi bir yöntem seçilemezdi sanırım.

'Esas Duruş' daki  Beyaz Sakallı Askerler. 

Peki,sakal-tüy dediğimiz ve bir okun düzgün uçmasını sağlayan,dümen vazifesi gören bu parçası için Osmanlı ne tür tüyleri kullanmış?,kuğu,karbatak vs..
Ben daha kolay bulduğum içinse kaz tüyü (daha uygun) martı tüyü de kullanıyorum.
Osmanlı bir ok için en iyi kuş tüylerini tespit ettiği gibi,kullanılacak tüyün en has bölgelerini de belirlemiş.

Bazı arkadaşlarımız tabiki bilirler fakat,rastladığım,konuştuğum bir çok insan malesef tüyün en makbul yerinin geniş  bölgesi olduğunu sanıyor.
Oysa gerçekte Tüyün dar olan bölgesi biraz daha etli ve ok üzerinde daha diri duruşuyla daha KIYMETLİDİR.


Tüy'ün Kıymetli Dar bölgesi ve Sekiz Olmuş Geniş Bölgesi.:)


Bu dar bölge daha etli olmasının yanında yumuşaktır da aynı zamanda,kabzayı sıkan yumruğunuz üzerinden yayı terkederken elinizi çizmez,kesmez.Günümüz okçularının kullandığı Batı tarzı hindi tüyleriyse;tüy altındaki beyaz şaft fazlalığıyla adeta bir zımpara,'bıçak' durumundadır.


Kan Akıtmaya Hazır Sabıkalı Hindi Tüyleri

Oysa,süslü püslü boyalı ,kazık gibi sert yurtdışından temin ettiğimiz bu hindi tüyleri, Osmanlı tarzıyla alakasız bir şekilde her çeşit endamlı Osmanlı ok replikalarına ne yazık ki hiç çekinilmeden yapıştırılmaktadır.

Bir düşünsenize,bir oku gezinden endamına,zeytuni temrenine kadar uğraşıp bir Osmanlı okuna benzetmeye çalışıyorsunuz,benzetiyorsunuz fakat iş tüye gelince bu beyaz şaftlı kaba-saba hindi tüyünü ona layık görüyoruz ,..inanılır gibi değil.

Hadi okçuluğa meraklı gözlerle bakan insanlar buna pek dikkat etmez,fakat geleneksel okçuluk festivallerinde,yarışmalarda bu işin hastası haline gelmiş yerli-yabancı uzmanlaşmış okçuların gözünden kesinlikle kaçmaz,kaçmayacaktır ve açıkça olmasada  notunu verecektir.

Hindi tüylerini kolay temin edildiği ve hazır oldukları için tabiki kullanalım,kullanmayalım demiyorum.Bende antreman için kullanıyorum fakat onları endamlı replika oklarımızda da görmek zorunda değiliz, hele o beyaz şaftlı hindi tüyü üzerindeyken gerile gerile bu bir 'Osmanlı endamlı,menzil okudur,pişrev okudur', demeyelim,lütfen.

Neyse,asıl mevzumuza dönelim.Tüyün dar yerinin makbul olmasının yanında,tüyün zarıyla birlikte kamış-şaft bölgesinden de ayrılmış olması çok önemli.Zarından  yapıştırılmış bir tüy asla eli yaralamaz,zarar vermez.

Bu durum kaynaklarda(Ünsal Yücel/Türk Okçuluğu ve Telhis ),

''Kanat tüylerinin bir yanı enli bir yanı ensiz olur.Enli yanı gevşek ve yumuşaktır,çabuk bozulur.Dar tarafın ne katı ne yumuşak olan orta tarafından yapılanı makbuldür''

şeklinde geçer ve ayrıca tüyün sapını iki ayağının baş parmaklarıyla tutup,tüyü zarıyla birlikte nasıl ayırabileceğimizi anlatır.

Makbul  Dar Bölgenin Ayrılması

Aslında ayırma işlemi çok basit,dikkat edilmesi gereken tek husus ; tüy çekiş yönünün kamış-şaft eksenine yakın ve paralel olması şartı.(Şafta dik olarak çekerseniz tabiki zarın kopması kaçınılmaz olacaktır).Aslında herhangi bir noktadan kopsa dahi bu parçayı rahatça kopan yerin arkasına ekleyebiliyorsunuz.



Makbul olmayan tarafta aynı yöntemle zarla birlikte çıkarılabilir.Kaz tüyü zor bulunduğu için,yapıştırma işlemi biraz daha zor olmasına rağmen kullanıyorum,iş görüyor.




Ve sonuç olarak elimizde farklı oklarda kullanılmak üzere,zarından ayrılmış iki adet tüy olur.Bir okta kullanılan tüylerin hepsinin aynı kanada ait olması zorunluluğunu da unutmuyoruz tabiki.Hepsinin sağ yada sol kanada ait olması lazım.




Neticeye bakarmısınız?,biri sekiz olmuş haliyle 'hadi gel gezelim'derken diğeri neredeyse 'esas duruş' durumunda 'ne işin var ,otur' durumunda.




Tüylerin şaft üzerine döşemek içinse yelekleme tezgahında tüy döşeme klavuz hattını çizebileceğiniz gibi,tezgahınız yoksa karton bir şablon vasıtasıyla da bu klavuz çizgilerini belirleyip çizebilirsiniz.Yapıştırıcı olarak Organik yapıştırıcı(Boncuk tutkalı kullandım) kullanabileceğiniz gibi ben daha hızlı olması sebebiyle kauçuklu bir yapıştırıcıyı(Pattex daha ince uçlu ve yapıştırıcı kıvamı sulu olduğu için rahat bir sürüm sağlıyor) her iki yüzeye sürdükten 5-10 dk.sonrasında yapıştırarak işlemi tamamlamayı tercih ediyorum.



Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet Gölhan






2 Kasım 2012 Cuma

BAŞ PARMAK ÇEKİŞİNİN PEK BAHSEDİLMEYEN ÖNEMLİ BİR ÖZELLİĞİ VE OSMANLI YAYI SİMETRİSİ

Makaralı yay tetik makenizması
Baş parmak çekişinin üç parmağa nazaran avantajı,ok hızına olan müspet etkisiyle ve özellikle kısa yayların kullanımında kirişin yaptığı dar açıya mükemmel uyumuyla günümüzün makaralı yay tetik makenizmalarına ne kadar çok benziyor değilmi?..

Aslında başparmak çekişinin çok önemli bir vazifesi daha vardır ki pek bahsedilmez.Öyle bir özelliktirki günümüzde kullanılan yaygın kiriş çekiş yöntemlerinde bile bunu göremezsiniz.Yukarıdaki modern tetik makenizmasında dahi bu özellik bulunmaz.Peki nedir bu müthiş özellik ?..,

                                              ''Baş parmak çekişinin ok sabitleme özelliği''

Evet,başparmak çekiş yöntemi dışında hiç bir kiriş çekiş yöntemi oku yerine sabitlemez.Ok başparmakla kabza arasında bir türlü yerini bulamaz,can çekişir durur.Üç parmak çekişi yapan bir okçu mümkün olduğunca kabzayı titretmemeye çalışırki ok kabza ve elden aşağı düşmesin.Bu öyle bir derttirki okçu hareketli olması gerektiğinde ok düşmesin diye yayını yana yatırır,başkada bir çaresi yoktur.Bunu bir çok filmde yada vidyolarda görebilirsiniz.

Peki başparmak çekişinde ok nasıl sabitlenir?..,tabiki işaret parmağı baskısıyla..




Başparmak kirişi yüklenirken diğer taraftanda işaret parmağıyla ok gövdesine kontrollü bir baskı uygulanır.
Bütün kontrol sizdedir artık,kabzadan aşağı kayan bir oku çok rahat bir şekilde tekrar yerine alabilirsiniz.Artık bu durum sizin için kabus olmaktan çıkmıştır ve en önemlisi,yayı yana yatırma ihtiyacı kalmamıştır.


İşaret Parmağı Etkisi
Yukarıda gördüğünüz poziyon,başparmak çekiş yönteminin oku aşağı düşürmeden yapılabilecek en basit yerçekimine direnme hareketidir.Bu en basit hareketi bile 3 parmak çekişinde hile karıştırmadan(Ok gezini sıkıştırmak gibi.Bu hareket atışınızı anında bozacağı için 3 parmak çekişinde gez sıkıştırmaktan bilhassa kaçınılır) yapabilmek çok zordur.Üstelik bu hileyi yapsanız bile yayı yere tamamen paralel hale getirdiğinizde 3 parmak çekişinde ok yerçekimine yenik düşer.(Hele birde ağır savaş temrenleri varsa?..) .Başparmak çekişi içinse bu pozisyon çocuk oyuncağıdır.

Başparmak tutuşunun bu mükemmel özelliği,bırakın savaş ortamındaki yayın rahat kullanımını,özellikle Atlı Okçuluk için çok önemlidir,yay yanında 3 parmakla başına buyruk davranan ok başparmak tutuşuyla adeta vücudunuzun bir parçası haline gelir.

Başparmak çekişinin bir güzel faydası daha vardır ki Osmanlı yayının simetrik yapılmasını sağlar,atıcıya rahatlık verir.Kirişi çeken başparmak 3 parmağa nazaran yay merkezine daha yakındır ve böylece üst sal daha hafifleyeceği ve başparmakta üst saldan 3 parmağa nazaran daha az kuvvet hissedileceği için alt salın daha kuvvetli yapılıp asimetri yaratılmasına gerek kalmaz.

Baş parmağın yay merkezine olan yakınlığına dikkat edin.

Oysa birde 3 parmak çekişine bir bakın.En fazla yük işaret parmağına düşer ve en fazla bu parmak üst salı yüklenir.

İşaret parmağının konumunu başparmağınkiyle kıyaslayın.

Osmanlı yaylarını emsalsiz bir silah haline dönüştüren kemangerlerin,yay kanatlarını-sallarını neden batının aksine eşit yapmayı(simetrik) tercih ettiklerini sanırım bu durum layıkıyla açıklar.Aslında bir yay için en ideal ve faydalı kullanım şekli,kabza ve kirişe tam merkezden kuvvet uygulamaktır.Zaten arbalet-kundaklı yayın isabet kararlığındaki püf noktalarından biriside budur.

Her şey çok mükemmeldir;yay tam ortadan gerilirken kiriş tam ortadan çekilir.Ok kirişin tam ortasına konur ve tetik makenizmasının hep aynı noktadan hatasızca bıraktığı ok çok daha iyi isabet oranına ulaşılır.Fakat her güzelin bir kusuru olabileceği gibi,bu yayında tek kusuru düşük atış oranıdır.

Aslında bizler kundaklı yayın mekanik bırakış kusursuzluğuna ulaşmaya çalışır,hep onu taklit etmeye çalışırız.İnsan vücuduysa et,kemik vs. den oluşan stabil olmayan,jölemsi kundak durumundadır.(Olaya birde yay gözüyle bakarsanız malesef durum budur :)

Kiriş bırakış hatalarına ilaveten,kiriş tutan parmaklar kirişi kabzadaki yumruğun varlığı sebebiyle tam ortadan değilde biraz yukarıdan kavrar.Bu şekilde kiriş çekildiğinde ise,sallar eşit çalışmaz ve üst sal daha fazla eğilerek asimetriye sebep olunur.

Üç parmak çekiş yöntemini kullanan bütün yay üreticileri bunu öyle benimsemişlerdirki ne yazıkki ürettikleri tüm Türk yaylarında dahi bu asimetriyi uygulama dalgınlığına düşmüşlerdir.

Oysa başparmak çekişinde kiriş kuvveti zihgirinde yardımıyla tek noktadan algılanır ve yay merkezine yakınlığından dolayıda üst saldan pek rahatsızlık hissedilmez.Kemangerde asimetriye ihtiyaç duymaz,işte aradaki farkda budur.

Üç parmak çekiş metodunu kullanan günümüz modern yay üreticileride bu asimetriyi kullanırlar fakat içlerinden,Hoyt firmasının bir yay el kitabında limbler(sal) arasında bir kuvvet farkı olmamasını  tavsiye etmesi çok ilginç ve düşündürücüdür.

Yay asimetrisinin aslında önemli bir yan etkisi daha vardır,Vibrasyon yada El Şoku.Kabzadan ortalanan her iki salda kuvvetler eşit olmadıkça,farklı sal kuvvetlerinden dolayı farklı kuvvette titreşimler oluşur ve salınım sönümlenemez,el şoku oluşur.Buda kabzayı kaosa sürükler,rahatsız eder.

Peki bunca olumsuz etkilerine rağmen başparmak çekişi kullanılan bir yayda Asimetri istenirmi?..,hayır.
Bu olumsuzluk biliniyor ve simetrik yapılan yay icap ederse ters çevirilerek kullanılabiliyordu.Bunu yapmakla aynı zamanda da yayın ömrüde bir anlamda iki katına çıkarılmış,uzatılmış oluyordu.Çok akıllıca değil mi?.

Bu durumu sayın Ünsal Yücel de Türk Okçıluğu kitabında kaleme almıştır ve bahsettiği gibi yayın vaktinden evvel elden çıkması,harap olması meselesi vardır ve buna değinir.(Sayfa 262)

Kitabında müzedeki yay incelemeleri sırasında,kabzanın alt-üst,her iki tarafından da tir geçimleri aşınmış yaylara rastlamış olması,Osmanlı yaylarının iki taraflı da kullanıbildiğini vurgulamasıyla beraber yukarıda bahsettiğim sebeplerden dolayı benimde kendisiyle aynı fikirde olmamız çok güzel bir görüş birliği oluşturmaktadır.


Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet Gölhan









26 Ekim 2012 Cuma

Son Yay ve Ok çalışmalarımdan Kareler

Osmanlı-Türk Sipahi Yayı-25 Lb.

Yukarıdaki resimde bulunan Sentetik Osmanlı Sipahi yayı,benim için bir ilki temsil etmesi ve ayrıca ilginç bir çalışma olmasından dolayıda sizlerle paylaşma ihtiyacı duydum.İlk defa olarak bu kadar düşük güçte bir çocuk yayı yaptım.Evet,25 Librelik bir Sipahi yayı,fakat hala şimşek gibi ! 




Çocuk yayı olsada tüm işçilikleri,yani değer bakımından da hiç bir farkı yok,üstelik hızıda bayağı tatminkar,40-50Librelik yayların oklarını bile bayağı hızlı bir şekilde fırlatabiliyor olmasıylada bayağı dikkat çekici aynı zamanda ?..

Bunların dışında yeni olarak,ok şaftının ön ve arkasında eğim bulunan,yani basit bir endama sahip oklar yaptım.Bu çalışma bilhassa Osmanlı endamlı ok çalışmama öncü olma niteliğinde aslında.


Basit Endamlı Antreman Oklarım

Ok yelekleri gerçek Osmanlı tarzı yelekleme olmasada,tüylerin parabolik eğrisini osmanlı yeleklerindeki gibi,yüksekliği düşük olacak şekilde kendi yapımım olan Yelek Yakma Tezgahında gerçekleştirdim.


Gölhan Yapımı Ahşap Antreman Okları


Mehmet Gölhan/Kemanger

24 Ekim 2012 Çarşamba

Yay Çantası-Cüzdanı

Yay Çantası-Cüzdanı
Yaylarla alakalı problemlerden biride;yaylarımızı atış yapacağımız alana yada salona güvenle ve ona zarar getirmeden götürebilmektir.Makaralı yay yapımcılarının yaylar için yaptığı yumuşak yada sert çantalar her zaman ilgimi çekmiştir fakat geleneksel yaylarda bildiğim kadarıyla Kore yaylarının fermuarlı çantaları dışında(gerçi onlarda sadece kumaş)geleneksel yay çantaları bana bu konuda biraz geride kalmış gibi geliyor nedense.
Koyu renkli ince ve uzun yay torbalarıysa yayı korumak yerine,sadece meraklı gözlerden saklama ve gizleme görevi görüyor malesef.


Yukarıda görmüş olduğunuz yay çantasını tamamen bir cüzdandan esinlenerek tasarladım ve yaptım. Fakat bu seferliğine cüzdandan para yerine yay-ok çıkıyor,bir okçu için para kadar değerli değil mi? :)

Bu yay cüzdanının en güzel tarafı iki adet yayı birbirlerine değmeden koruduğu gibi,Tirkeşimle bereber oklarımıda aynı yerde muhafaza edebilmesiylede avantaj sağlıyor.Kısaca okçulukla alakalı herşeyinizi bu çantaya yerleştirebilecek kadar geniş-kullanışlı ve rahat.

Yapısı fotografta görüldüğü gibi çok basit,sentetik deri,5mm yalıtım malzemesi ve cırt-cırt dan ve sap şeridinden oluşuyor.Bu modele aslında bir cüzdanda var olan çantacıklar,bölmeler,fermuarlı alanlar vs. eklenip daha da kullanışlı bir hale getirilebilir,yani limit yok.


Bu yay cüzdanı bana diğer yay çantalarından çok farklı ve kullanışlı geldiği için sizlerle paylaşma isteği duydum.Umarım sizlerinde hoşuna gider.


Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet Gölhan


18 Ekim 2012 Perşembe

Osmanlı Tarzı Klavuzlu Tonç Düğümlü Kiriş

Sarı Renk Klavuzlu Osmanlı-Asya Tarzı Tonç Düğümlü Kiriş
Şimdiye kadar hiç kimsenin yayında,renkli klavuz ipli bir kiriş görmedim,göremedim.Bırakın klavuzluyu,gördüklerimin çoğu zaten batı tarzı tek parçalı basit kirişler.

Osmanlı çile ustalarıysa,kendisini kullana, yani okçuya adeta bir sinyal veren bir Kiriş(çile) geliştirmişler,yani çile içerisinden geçen,farklı renkteki Klavuz sicimlerini.

Bu klavuz ipleri bahsi Ünsal Yücelin Türk Okçuluğu adlı kitabında (sf.269) aşağıdaki şekilde geçmektedir.

''Araya katılan farklı renkte ibrişime klavuz denilir,çilenin dolaşık olup olmadığını anlamaya yarar.''

Buna benzer bir açıklama Telhis'de (sf.102) de vardır,

''...sonra kullanma anında kıvrılmayıp düz gelmesi içim boyuna bir başka renkte iki kat az gevşek bükülmüş ibrişim çekilir ''

Ana kiriş sicimlerinden farklı bir renge sahip olmaları sayesinde renkli klavuz ipleri,en basit ve fark edilir bir şekilde okçuya kirişin burulmuş olup olmadığı uyarısını vermektedir.

Burulmuş bir Kiriş
Yukarıdaki resimde gördüğünüz gibi kirişler okçu tarafından kiriş yüksekliğini ayarlamak amacıyla yada istem dışı olarak burulmaktadır.Bu halleriyle kiriş sanki bir elektrik kablosunu andırmaktadır.

Akıllara 'burulmuş bir kirişi kullanmakta ne zarar varki,ne olur ?' şeklinde  bir soru gelebilir.Burulmuş bir kiriş zamanla ve hatta anında yay başlarına ve kasanlara uyguladığı eksenel dönmeyle kiriş atmalarına,yay başlarının kırılmasına ve hatta yay sallarının çatlamasına,zamanla yada anında kırılmasına sebep olabilir.
Osmanlı ise,kirişin düzgün durmasına büyük bir ehemmiyet göstermiş,burmaktansa kiriş boyunu kısaltmak için kirişe düğüm atmayı tercih etmiştir.

Fotograf arşivimde şu an için bulunmasada,müzelerde bir sürü düğüm atılmış kiriş bulunmaktadır.Osmanlı kirişi burmak yerine neden düğüm atmayı tercih etmiştir?.Burmak düğüme nazaran çok daha kolay bir işlemdir oysa değilmi?
Cevap slogan derecesinde ve son derece açıktır, kirişini buran yayınıda burar ! 

Bir süre önce bu tarz olaya bir Kore yayında şahit olmuştum.Yay başları ve kasan bölgesi kıvrılmış,batı ağzıyla Twist olmuşlardı.Kiriş neredeyse attı atacak halde ve gören için bayağı sancılı bir durumdu.Bununda sebebi aşırı derecede burulmuş kirişti.Yay sahibi düşük olan kiriş yüksekliğini arttırmak maksadıyla kirişi burmuştu.
Özellikle kiriş burumları iki farklı malzeme laminasyonlu yaylar için dahada vahimdir.Başlara uyguladığı kuvvetle sal-kabza uzantısı içindeki 'formika' laminasyonun ayrılmasına sebep olabilir.Ayrılan laminasyonda şoka tek başına karşı koyamaz ve malesef çatlamaya,kırılmaya mahkumdur.

Bu konudaki naçizane tavsiyem,ne tarz yayınız olursa olsun kesinlikle kirişlerinizi burmamanız,kirişleme anında kirişin düz olup olmadığını (Osmanlının Klavuz kiriş yöntemi bu iş için biçilmiş kaftandır.) kontrol etmeniz,düzeltmenizdir.

Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet Gölhan

14 Ekim 2012 Pazar

Deri-Boynuz-Fildişi-Metal-Taş Zihgirler...,çok güzel,ama neden?

Osmanlı-Türk Zihgir Replikaları(Boşluk ayarlı)
Zihgir,şast vs.gibi ve daha bir çok isme sahip olan,en basit ve anlaşılır şekilde okçu yüzüğü de denen bu geleneksel okçuluk yardımcı ekipmanın bilindiği gibi en önemli görevi kiriş çeken baş parmağı baskıdan korumaktır.Bunu,kirişin küçücük bir alana uyguladığı büyük kuvveti zihgirin sahip olduğu alana yayarak yapar.Kısaca amaç baskıyı tek bir noktaya değil geniş bir alana yaymak.

Kirişteki basınç parmaklar için öyle yüksektirki 3 parmak çekişi yapanlar bile çok kısa zamanda bu kuvvetin etkisi altında ezilir ve bu iş bir ızdıraba dönüşür.Deriden yapılmış ellik-eldiven-parmaklık gibi koruyucular 3 parmak çekişinin kurtuluş noktası olur.

Başparmak çekişi içinde durum farklı değildir.Bu amaçla zihgir tasarlanmış ve yapımında Deri-boynuz-fildişi-balık dişi-metaller ve hatta kıymetli taşlar bile kullanılmıştır.Bunların içinden deri ve boynuz içlerinde işlenmesi en kolay olan materyallerdir fakat bu iş için metalleri ve hatta çok zor işlenebilen taşları kullanmak acep nedendir? ...,hiç düşündünüz mü?
Muhakkak ki açıklamalardan birisi işin süs-gösteriş tarafı olacaktır fakat günümüzde dahi silahın işlevselliğine zarar veren,en gerekli anda sizi yarı yolda bırakabilecek bir aksesuar kesinlikle daha tasarım aşamasında bile onay alamaz.
Bir düşünsenize,pirinçten yapılan fişek kovanları yerine çelikten yada namludaki fişek yatağından daha sert bir  malzemeden yapılmış fişek kovanı kullanıyorsunuz?.Bunları yaparsak ortada ne namlu kalır ne de silah.Amaç gerektiğinde silahı düşmana karşı daha uzun ömürlü kullanabilmek ve uzun zaman kullanılabilirliğini korumak değil midir?(At-Avrat-Silah :)
Şimdi,ok atan bir okçunun deri-boynuz vs.gibi malzemeler yerine yapımında metal-taş gibi malzemeleri tercih etmesindeki neden ve mantık nedir?Sert malzemelerden yapılmış bu zihgirler yay kirişini kısa bir sürede aşındırmayacakmıdır?
Boynuz zihgirler dahi yay kirişi sarımlarını zamanla aşındırmakta ve koparmaktadır.Çünki kiriş malzemesinden çok daha serttir.Okçuluk faliyetlerim sırasında en çok kiriş aşındıranları hep metal zihgir kullananlar olarak görmüşümdür,yaşamışımdır.
Sebebi oldukça basit aslında ,'her zaman için sert olan bir malzeme,yumuşak olanı aşındırır'.

Buraya kadar yazımı okuma sabrını göstermiş olanlar belki metal yada taş zihgir kullanmayı kötülediğimi zannedeceklerdir fakat amacım kesinlikle bu değil.Niyetim sert zihgir malzemelerinin sadece süs maksadıyla kullanılmadıklarını,belli bir amaca yönelik ele alındıklarını göstermek.

Zihgir kullanmak 3 parmak tekniğine göre ok çıkış hızı bakımından daha avantajlıdır.Çünkü bir zihgir günümüz makaralı yaylarının kullandığı tetik mekanizmalarının sahip olduğu avantaja benzer bir lükse sahiptir.Üstelik kısa yayların kirişleri tam çekiş pozisyonunda daha kapalı bir açı yapar ve zihgir bu açıya 3 parmaktan daha kusursuz bir uyum sağlar.

Peki,zihgirler arasında verim farkı varmıdır?Deri aslında parmağa en iyi uyumu sağlayan,parmak terini rahatlıkla absorbe edebilen,kullanım sırasında parmağın şeklini alabilen mükemmel bir zihgir malzemesi olmasına  rağmen neden yerini dahada katı zihgirlere bırakmıştır?

Çünkü sebep katı zihgirlerin deri zihgirlere nazaran kiriş bırakma hızı olarak daha avantajlı olmaları.Buda tabiki okun yaydan daha hızlı çıkmasına neden oluyor.Daha uzun mesafe,daha etkili ve öldürücü ok ve belkide seçilen zihgir malzemesine göre daha iyi bir MENZİL belkide bir DARP !

Evet,zihgirlerin yapımında yumuşak malzemelerden daha katı ve hatta metal ve taş malzemeleri kullanılmasındaki amaç okun deliciliğini ve menzilini arttırmaktan başka bir şey olamaz.
Yani zihgirsiz başparmakla yapılan atış deri bir zihgirle yapılan atıştan daha yavaş olacaktır.Deri bir zihgir ise zincirleme olarak boynuz-fildişi vs.gibi malzemeye yenilecektir.Aynı mantığa göre,bu yarışta metal ve taş zihgirler bu yarışta galip gelecektir,madalyayı alacaktır.

Peki ben neden yayımın kirişine zarar veren,yayımı devre dışı bırakabilecek bir malzemeyi kullanayım ki?
Bir Menzil alma hevesi yada düşman zırhını daha rahat delebilme olasılığı(ki bu hayati bir önemde arz ediyor) bir okçuyu daha sert Zihgir kullanma tercihine götürebilir.

Kısacası,sert zihgirleri ancak ve ancak DARB yada MENZİL atışı yapacaksam kullanırım ve kirişimin ömrünün kısalmasını-kopmasını ancak o zaman göze alabilirim.
Belkide ordunun belli bir kesimi yanlarında bu çetin ceviz zırhlara karşı bu tarz sert zihgirleri de  bulunduruyorlardı.
O an için elinizde o zırhı delebilecek en hızlı ve güçlü yayın yanısıra,en iyi ok ve oku en hızlı salabilecek zihgirde bulunmuş oluyordu.Böylece bu iş için en ideal ekipman tamamlanıyordu.

Bazı savaş raporlarında Türklerin,üzerlerinde en iyi kalitede zırh kuşanmış düşman askerlerini bile rahatlıkla öldürebilmelerinden şaşkınlıkla ve hayretle bahsedilmesi,bu işin nasıl yapıldığını yada bu işin sırrını bilmediklerini göstermektedir.

Aslında bu konu da bir Kronograf Hız Ölçüm cihazıyla çıplak başparmaktan başlanarak,sırasıyla deri-boynuz ve sonunda metal ve taş zihgirlere geçilerek hız ölçümleri yapılabilir.Sonuç olarakta zihgir sertlik derecelerine göre atış hızları orantılı olarak artacaktır.(Merak etmeyin,elimde bir Kronograf cihazı olsaydı bu yazı yerine rakamları görürdünüz :)


Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet Gölhan



20 Eylül 2012 Perşembe

BOŞA KİRİŞ BIRAKMA TESTİ (DRY-FIRE TEST)

Zaman zaman duyarım,
kiriş elimden kaçtı,işte tam kirişi bırakıyordum da ok kırıldı ve yayım kırıldı,kiriş koptuda yayım asimetrik oldu,sekiz oldu,vs... :)
Bu gibi durumların kaliteli bir sala ve yay başlarına sahip olan yaylarda öyle  kolay kolay etki etmemesi gerekmektedir.Özellikle menzil okçuluğuna yönelik düşük gramajlı okların atılmasıylada yaylar zarar görebilir.İşte burada Osmanlı menzil yaylarının bu açıdan da ne kadar mükemmel ve kusursuz olduklarını görüyoruz.9-10gr. gibi müthiş hafiflikteki okları dahi atabilecek ve bu şoka dayanacak  mükemmelliğe ve kusursuzluğa sahiptiler.
Osmanlı menzil yayları bu hafiflikteki oklarla neredeyse 'Boşa Kiriş bırakma(dry-fire)' yapmakta ve kırılmamakta idiler.Belkide Osmanlı yaylarının bu kadar meşhur olmalarındaki sebeplerden biriside buydu.Bir düşünsenize,neredeyse 'tüy gibi hafif' tabiri kullanabileceğimiz derecedeki hafif oklar atılıyor ve yay kırılmıyor.
Burada gene bir yorum yapacağım kusura bakmayın ama beynimde yanan Ampulleri söndürmem gerekiyor,belkide yabancılar 'ha ha,bak şimdi,nasıl da yayı kırılacak,kırılmalı !',fakat nedense kırılanlar hep rekorlar olmuş,çok şaşırtıcı değil mi? :)
Günümüzde üretilen modern yaylarda dahi yayı korumak amacıyla üreticiler yaylarda belirli ağırlıkta okların kullanılması gerektiğini vurgularlar,uyarırlar ve yayınız kırılırsa da sebeplerden biriside hep 'yanlış ok,hafif ok kullanmışsınız' olur,ne yazık ki.
Bir çok yay yada yay kanadı yapan isimlerin yapmaktan ve duyurmaktan hoşlanmadıkları bu çılgın testi Sipahi yayımda uygulamaya karar verdim.
Aynı mantık çerçevesinde,yaylarımın menzil okçuluğuna da ne kadar müsait olduklarını göstermek istiyorum.
Sipahi yaylarıma uyguladığım,'Deriye Ön Gerilim Verme yada Gölhan Metodu' olarak da adlandırdığım bu metodlar sayesinde yay salları,kırıma karşı basit deri takviyesi yönteminden çok çok daha iyi mukavemet göstermektedir.

Aşağıdaki Test vidyosunda kullandığım yay 42Lb.Sipahi yayımdır.Son durum itibarıyla 75 kez boşa kiriş bırakılmış(Dry-Fire) olup yay salları-başları zarar görmemiş,asimetrik olmamıştır.

Saygılarımla,
Mehmet Gölhan

                                      

27 Ağustos 2012 Pazartesi

TÜRK YAYI / YENİ BİR OSMANLI SİPAHİ YAYI / GÖLHAN YAYI ÇALIŞMASI


Uzun bir süreden beri Sipahi yayımın standart ölçüleri üzerinde oynamayı düşünüyordum ve yaylarımın tam anlamıyla Osmanlı Yaylarına benzemesinin yanısıra performansıyla da bir önceki Sipahi Yayımı geride bırakması amacıyla açıkçası 'kolları sıvadım'.


Evvelen yapmış olduğum Kronograf Ok Hızı Testlerinde 50 Librelik 140 gr. daha hafif Sipahi yayımı diğer bir X markasının 57 Libre yayına eşitlemiştim,özetle aynı hızda ok atıyorlardı.İşte amacım bu yayımı alt edebilmek,geçebilmek
Yeni Sipahi Yayımda,yayın sıkışma (Stacking) aralığını biraz daha rahatlatmamın ve kabzayı biraz daha büyütmemin yanısıra,daha hızlı kapanan kanatlar için kasan ve başların hafifletilmesine yönelik bir takım değişiklikler yaptım.





                                                 Yeni Sipahi Yayının Bazı Özellikleri:
Yay Boyu (Kertikten kertiğe N x N):115,4cm
Max.Çekiş Mesafesi:30''  
Max.Yay Ağırlığı:60 Lb
Yay Ağırlığı:~390Gr.
Kiriş Yüksekliği:19-20cm.
Kiriş Tipi & Malzeme:Tonç Düğümlü Kiriş(Standart)/Dacron


Yeni Sipahi Yayı & Asa Gezi



Mehmet Gölhan/Kemanger


26 Ağustos 2012 Pazar

SENTETİK OSMANLI TÜRK SİPAHİ YAYI / GÖLHAN YAYININ ÖZELLİKLERİ VE AVANTAJLARI

   
Osmanlı Türk Sipahi-Gölhan Yayları özel yapıştırıcılar kullanılarak yapılmış fiberglass lamine yaylardır.Akord(Tillering) işleminden sonra,Sentetik Koyu Kahve-Bej(kemik)-Bordo renk deriyle kaplanır ve final olarak,karın kısmındaki boydan boya yaldız süslemesiyle yay tamamlanır.
Sipahi yaylarımın hepsi, 'Ön-Gerilimli Deri Takviye' yada 'Gölhan'  Metodu  da dediğim bir deri kaplama metoduyla kaplanmaktadır.Bu yüzden bu yaylar 'çok Hızlı' ve emsallerine göre çok daha hafif'(360-390gr.) yaylardır.Tipik fiberglass yaylarda olan 'El Şoku',Sipahi yaylarında neredeyse 'YOK' seviyesindedir.Hafifliği,kısalığı onu aynı zamanda Atlı Okçuluk için en uygun ve en mükemmel yay durumuna getirmektedir.Özellikle aslına uygun olması amacıyla ödün vermediğim,yapımı ayrı bir teknik gerektiren ve diğer marka Sentetik Türk yaylarında göremeyeceğiniz,Osmanlı-Asya tarzı 'TONÇ DÜĞÜMLÜ KİRİŞ' yayın standart kirişidir.Kırım Tatar yayları hariç Osmanlı-Türk yaylarında Köprü yada Batı tarzı düz kiriş yapımlarının daha basit olmalarına rağmen kullanılmamıştır,benimsenmemiştir.
Kısaca,uzun süren müze araştırmalarım,pratikler ve yarışmalar sonucunda geliştirdiğim,Osmanlı yaylarına gerek şeklen,gerekse performanslarıyla benzemesi için çabaladığım bu yaylar için rahatlıkla,

GEÇMİŞİN OSMANLI ORGANİK YAYLARINA ALTERNATİF OLABİLECEK,DÜNYADAKİ EN İYİ SENTETİK YAY REPLİKALARI,KOPYALARIDIR. diyebilirim.

                       Farkı,yayı elinize aldığınız ilk andan itibaren anlamaya ve hissetmeye başlarsınız.

Osmanlı Sipahi Yayı-Koyu Kahve
Osmanlı Sipahi Yayı-Tonç Düğümü & Baş
Osmanlı Sipahi Yayından Değişik bir Enstantane



                                                       
                                                      Sipahi Yayının Bazı Özellikleri:

Yay boyu-kertikten kertiğe(NxN): 115,4cm.
Max.çekiş gücü:                              55 Libre/28''(71,12cm)
Max.çekiş Uzunluğu:                       29''(73,66cm.)
Yay ağırlığı:                                   ~350-390 Gr.
Kiriş yüksekliği:                               19-20 cm.
Kiriş Tipi:                                      Osmanlı-Türk Tarzı (Asya) Tonç Düğümlü (3 Parçalı) Kiriş.
Kiriş Malzemesi:                            Dacron-B50 Bow String



Mehmet Gölhan/Kemanger

12 Ağustos 2012 Pazar

PUTA...acaba biraz eksik mi tanıyoruz?


Bir avı yada düşmanı temsilen kullanılan hedeflerin içinde su kabağı,armut yada bir insanın belden yukarısını andırmasıyla,Osmanlının kullanmış olduğu hedeflerin içinde belkide en karizmatik olanı deri Puta Hedefidir.Sizlere Putanın kelime anlamı olarak nereden geldiğini,farsça vs..karşılığından,anlamından öyle uzun uzun bahsetmeyeceğim.Fazla bilginin tabiki bir zararı yoktur fakat Putanın tam olarak ne işe yaradığını belirtmeden yada anlamadan-anlatmadan bu tarz bilgilerin çokda önemli olduğunu düşünmüyorum açıkçası.Benim için bir aletin tam olarak ne iş gördüğünün saptanması ve anlatımı daha makbuldür çünki.

Putaların talimhanelerde,meydanlarda ve hatta atlı okçuluktada kullanılmış olduğunu,yer okçuluğunda ise Puta atışlarının 165-250m arasında yapıldığından bahsedilir.İşte burada duralım lütfen ! :)
Puta Okçuluğundan bahseden bütün sitelerde nedense bu mesafeden bahsedilir ve bu işe meraklı her okuyucunun aklına yerleşen ilk şey ''eveeet,deri Putaya atışlar demekki uzak mesafe den yapılıyormuş'' oluyor malesef.Bu yüzden bende elimde olmadan bir şeyler karalama ihtiyacı duydum.

Halbuki Puta hedefi aynı zamanda yakın mesafe içindir ve yakın mesafe çalışmaları bakımından da Torba hedefinin daha gelişmiş halidir diyebiliriz.Çalışmalar ise boksörlerin gölge boksu yada ayna idmanı yapmalarını andırır.Putanın aynı zamanda yakın mesafe hedefi olduğunun en önemli delili ise üzerinde serpiştirilmiş bir sürü irili ufaklı daire ve üçgen şekillerdir.Bu şekiller en kısa mesafe olarak verilmiş olan 165m.yi bırakın daha 100m.ye gelmeden çıplak gözle seçilemez hale gelir.Hadi gözleriniz dürbün kadar keskin diyelim,isabet ettirebilme olasılığınız nedir?Zaten uzun mesafe Puta okçuluğunda bildiğiniz gibi vurulan yerin bir önemi yoktur,ben daireden vurdum diyemezsiniz,sadece vurmak yeterlidir.

Peki mademki bu uzak mesafelerden seçilemeyen bu geometrik şekiller Puta üzerinde ne işe yarıyor,bunlarla ne yapılıyor,yoksa süsmü?,sitelerden,kaynaklardan 165-265m açıklamasını okuyan bunu düşünebilir :)
Cevapsa,talimhaneler yada açık alanlarda yapılan Yakın Mesafe Puta Okçuluğu.Peki yakın mesafe Puta okçuluğu nasıl yapılır?.
Daha önce bahsettiğim gibi Putaya karşı yakın mesafede duran bir okçu aynen bir boksör gibi,bazen nizami bazende diz çökerek,kimi zamanda karşı taraftan ok geliyormuş gibi eğilerek ve hatta savaş ortamındaymışçasına hareket ederek bu pozisyonlarda ok atar.Bu zaten atlı okçulukta yapılmaktadır ve neden yaya okçuluğuyla bir bağlantı kurulmasın.Hareketli bir hedefin,atlı bir okçunun vurulması daha zorsa,neden bir yaya okçusu sabit dursunki?.Cirit oyununu bir düşünün,ciritçilerin isabet oranlarının önemi kadar ciritlerden kaçmak için yaptıkları hareketlerinde önemi vardır ve bu oyun okçuluk taktikleri gibi unutulmayarak yaşatılmaktadır.
Ayrıca sizlere Telhisten bir kanıtda sunabilirim.Telhisin sayfa 64 de Torba meşkinin tarifi adlı bölümde,

'Ayrıca Puta atışlarında ve kepadekeşlikte bildirildiği gibi,Torba vurulurken bile yalnızca vücudun gereği olan tavır üzerine yönelinmemeli,çeşitli şekillerde de zaman zaman vurulmalı. 'Bazen ok atılır gibi çöküp kalkmak ile ok atmak da bu sanatın vücut tarafından layıkı şekilde yapılmasına sebep olur'' demişler'

Kısaca,bırakın Torba idmanını-Putayı,Kepaze çekilirken dahi hedef önünde Put gibi durulmadığı ve bu üç idman içinde aynı kuralların geçerli olduğudur.
Puta hedefi üzerindeki şekiller bir rastlantı değil,özellikle dağınık bir şekilde yerleştirilmiştir ve hareket eden bir avı yada düşmanı temsil etmektedir.Okçu değişik bölgelerdeki bu minik hedeflere atış yaparak yayını batı tarzı nizami okçuluk duruşunun yanında sanki bir savaş ortamındaymış gibi çeşitli pozisyonlarda da tutarak yayını her türlü açıda kullanabilme becerisini kazanabilmektedir.

Ayrıca bu konuya ilave olarak,yakın mesafe Puta atışlarında belli bir seviyeye gelmiş okçunun aynı şekil üzerine birden fazla atış yapmadığını düşünmekteyim.
Her nedense ateşli silahların eğitiminde kullanılan en az üç atışın yapıldığı modern 'grup yapma' düşüncesi beynimize işlemiştir.Oysa fişek çekirdekleri için makbul olan üstüste çakma durumu okçuluk içinse bir zayiattır.
Günümüzde dahi üst üste yapılan atışlarda en iyi ihtimalle gezler(ya şaftlar ?) zarar görmektedir.Hadi günümüzde plastik gezler hatta şaftlar çok kolayca elde edilebilmektedir fakat siz birde Osmanlı döneminin imkanlarını bir düşünün;el emeğiyle yapılan ve zamanının pahalı bir silahı olan okun üst üste çakmaya karşı korunuyor olması gerekmezmi?(belkide üstüste atış yapanlar ayıplanıyordu,kim bilir?).Açıkçası ben yakın mesafe çalışırken,plastik gezlerimi dahi korumaya çalışıp,üst üste ok atmamaya gayret ediyorum.

Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet Gölhan




Osmanlı Bilek Siperi (Orjinal) Resimleri



Yapımında fildişi ve altının kullanıldığı bu Siperlere hayran olmamak eldemi?.Siper parçaları üzerine yapılanlar sadece işlemeler yada süs değil,adeta 'Kusursuzluk'.

Osmanlı Bilek Siperi-Demonte Hali

Osmanlı Bilek Siperi Tasma Bölümü

Osmanlı Bilek Siperi Yan Görünüş(Demonte)

Osmanlı Bilek Siperi


23 Haziran 2012 Cumartesi

YAY KABZALARINDA MUŞAMBA-BALMUMLU BEZ KULLANIMI

Yay Kabzasına Balmumu Muşamba Uygulaması
Uzun bir süredir denemekte olduğum bir malzemeden bahsedeceğim.Bu malzeme Osmanlının daha çok menzil okçuluğunda kullandığı ve kaynak kitaplarda puta yada tirkeş yaylarında menzil yaylarına nazaran daha kalın kabzalara sahip olduğundan dolayı pek kullanılmadığından yada sadece kabzayı ele uydurma amacıyla kullanıldığından bahsedilir.Oysa Muşambanın bir faydası daha vardır ve bu Ünsal Yücelin Türk Okçuluğu adlı kitabının Kabza Sargısı(Muşamba) sf.306 da Tayboğanın Kabza Meşininden bahsettiği yazılıdır ve bu meşinin soğuk havada sıcak tuttuğunu,sıcaktada terlemesini önlediğinden bahseder.Elde sadece bir örnek bulunduğundan bahsedilip ve yazarın ''belkide çokça kullanılmadığı''yorumunu yapmasıyla birlikte (Kabza sargısıyla alakalı Topkapı Sarayında sadece bir örneğin olmasına karşılık,kitapta hiç Muşamba sargılı bir yay fotografının yada varlığından bahsedilmemeside enteresandır) aklımıza,acaba kabza meşininden sonra rağbet gören MUŞAMBA mıdır? diye bir soru gelmez mi?

Buradaki bir diğer mevzuda,
Müzelerdeki,internetteki  fotografları araştırdım ve bir çizim dışında hiç bir şey göremedim.Hatta müze çalışanlarına dahi depolardaki yayların kabzalarında bir bez(muşamba)sarılı olup olmadığını dahi sordum ve görmediklerini söylediler.
Peki neden eldeki bütün menzil yaylarının kabzaları çıplaktır?,acaba sergilerken görüntü olarak problem yarattıklarındanmı söküldüler,kolleksiyonerlermi söktü,neden?...Depolardaki bütün yaylar sergilenmiyor,kim uğraşsın yada orjinalliğini neden bozsun,değilmi?Sonuç olarak,bu dahi bir araştırma konusudur.Oysa elde kalan sadece kaynak kitaplardaki sarım açıklamaları ve örnek yok,garip.

Yaz aylarında yay kullananlar bilir,kabza tutan avucumuz devamlı terler ve atışımızı bozarak yada bizi elimizden kayıp gidecekmiş gibi tedirgin eder.Üstümüze başımıza silerek kurulamaya çalışırız,belki pudralıyanlar bile olmuştur.Bu rahatsız edici durum sonrasında aklıma Osmanlının kullandığı  MUŞAMBA geldi ve yapımı dışında pek araştırma yapmadan yukarıdaki resimdeki gibi sarıp kullanmaya başladım.Eldeki yağlanmayı giderdiği gibi el ısısıyla yumuşayıp hafifçe el formunu alıyor ve elinizde kaymayan,rahatsız etmeyen bir kabza oluşuyor.(Sargı şeklim menzil okçuluğundaki gibi değil,sanki bir tenis raketi kabzası gibidir)
Ben balmumunu aktarlardan aldım ve sıcak su kabında çift kazan(double boiler) da erittiğim balmumu içine şerit halinde kestiğim patiska-kumaşı daldırarak iyice emdirdim.Kapdan çıkarıncada zaten balmumu hemen donmaktadır.Sonrasında da fönle hafifçe eriyinceye kadar ısıtıp kabzaya kapladım.

Peki bu konudaki merakım bittimi?bitmedi. :)
Kendi kendime ''Peki neden bu balmumu avuçta bir rahatlama sağladı'' diye düşünüp Balmumu hakkında İnternetten araştırma yapmaya başladım.Balmumunun aydınlatma mumu yapımında kullanıldığını biliyordum ama onun genzi ve gözleri yakmayan tek ve geçmişten gününmüze çok kıymetli bir mum malzemesi olduğunu bilmiyordum doğrusu.
A vitamini içerdiği,gıcığı önlediği ve çiğnenebilmesi.El kremi hammaddesi olarak çok kullanıldığı,cildi pürüzlerden,çatlaklardan ve YAĞDAN ARINDIRDIĞI nı okudum ve netice olarak,hiç bir şeyin rastlantıyla oluşmadığını görüp,günümüzün modern Tenis raketi sargılarını-bantlarını hatırlatan Osmanlının yay kabzası muşambalarına olan bakış açım bir hayli değişti diyebilirim.

Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet Gölhan
Yay Kabza Muşambası

10 Haziran 2012 Pazar

TONÇ DÜĞÜMLÜ OSMANLI-ASYA TARZI KİRİŞ-ÇİLE YAPIMI-BÖLÜM 2

MALZEME TEMİNİ ve YAPIM


Ana kiriş(Çile)malzemesi :Dacron B-50 Bow String
Tonç Halkası Malzemesi:Polyester esaslı Ayakkabı Sanayinde kullanılan taban dikiş ipliği(Bobin olarak satılır)
Yapıştırıcı:Kauçuk esaslı yapıştırıcı.Ben daha sulu olduğu için Pattex marka yapıştırıcı kullandım.Daha koyu olan  emsallerinden daha derine işliyor.
Ayrıca,onsuz kiriş yapamayacağımız için kiriş yapım tezgahımızı temin etmeyi unutmuyoruz.


Tonç Halkası Sarımı

İlk olarak resimde görüldüğü gibi Kiriş yapım tezgahımızın ayaklarını tonç halkası uzunluğu+tonç düğümü ve düğümü kuvvetle çekebileceğimiz bir miktar pay kadar açarak ayarlıyoruz.Bunu herhangi bir iple prova yaparak bize lazım olan uzunluğu tespit etmek bize avantaj sağlayacaktır.Benim ihtiyacım olan aralık 27cm idi ve resimdeki tezgah ayakları aralığıda 27cm.dir.
Daha sonra ise,yay gücümüze göre tonç halkasından geçen ip sayısını ayarlayacağız.Daha evvelki yazımda belirttiğim gibi tur sayısındaki artış aynı zamanda tonç kolları arasındaki açıklığıda açacaktır ve bu açıklık fazla olursa yay başları için iyi değildir,kararında olmalıdır.

Ünsal Yücel'in Türk Okçuluğu ve Telhis'te ''tonç açıklığı yay başındaki tonç kertiği ile kasan sonu uzunluğu kadar olmalı ,tonç düğümü kasan sonu üzerinde durmalıdır.Açıklık fazla olursa toncun kirişten kurtulması,az bırakılırsa rahat hareket etmemesi gibi sakıncalar doğurur.Tonç düğümü ustalık ister.''denmiştir.

Ben tek bir tonç halkası kolundan 10 ip(tel) geçirmeyi hedeflediğimden 5tur ip sardım;bu da 5tur x 2tel=10 tel yapar.Yani sarımın bir tarafındaki 5 tur ip burma işlemiyle diğer taraftaki  5tur iple birleşince toplamda 10 ip(tel) olmuş olur.(Burada batı tarzı kirişe göre tek bir tonç halkası kolunda 3 tel,toplamda 6 tel kuvvet kazancı var)

Sarım sonlarına düğüm attıktan sonra,diğer tarafada renkli(kırmızı) bir iple(resimde görüldüğü gibi)sarımları sabitledim.Bu bana tonç düğümü atarken tonç halka iplerinin düzgün durmasını ve düğümün düzenini sağlayacaktır.

Tonç Halkası Sargısında İşaretleme ve Burma İşlemleri

Şimdi sıra tonç halkası üzerinde halkayı oluşturacak bölgenin işaretlenmesi,yapıştırıcı sürülmesi ve burulmasına gelmiştir.Benim yayın tonç halkası uzunluğu 6,5cm.olduğu için sargıyı ortalayarak 6,5 x 2=13cm lik bir işaretleme yaptım ve bu bölge sınırları içerisine,dışarı taşmayacak şekilde Yapıştırıcıyı(Pattex) bir fırça yardımıyla iplere iyice nüfus edecek şekilde yedirerek sürdüm.Yapıştırıcıyı bu bölgenin dışına taşırmamamın sebebi tonç düğümünü atarken düğüm için gerekli kıvraklığa sahip olmak içindir.
Yeri gelmişken,
gene Ünsal Yücel'in kitabında ve Telhiste tonç halkası için 'Kangal' haline getirilmesinden ve ihtiyaca göre kullanıldığından bahseder.Bende önce tonç halaksını kangal haline getirdim ve ihtiyacım kadar kestim.Fakat sıra düğümü atmaya gelince sert bir kayaya tosladığımı anladım.Yapıştırıcıyla sertleşmiş,burulmuş olan bu kalınca ipe düzgün düğüm attırmak ve istediğimi elde etmek bir hayalden öteye geçemedi.O zaman düğüm bölgesi kıvrak olmalı diye düşündüm ve kaynak kitaplarda düğüm sırasında sargı tellerinin teker teker,tel tel çekilmesinden bahsetmektedir.
O zaman,kangaldan ihtiyaca göre kesilen tonç halkasının düğüm bölgesinin tel tel ayırılıp temizlendiği kanaatine vardım.Geçmişte tonç kangallarının aynı zamanda kıvamı iyi düşürülmüş sade 'balık tutkalı'ndan da yapıldığını düşünürsek,iyice kurumuş bir burma ipe küçük bir düğüm atamayız sanırım.Atılsa bile ortaya çıkan, çok kaba ve düğüm bölgelerinde ipler yapıştırıcıdan kurtulmuş,patlamış düzensiz bir 'hilkat garibesi'dir.Ben bu durumu yaşadım,inkar edemem doğrusu :)


Tonç Halkasının Burma İşleminden sonra Kurutulması

İşlemlerimize kaldığımız yerden devam edersek,yapıştırıcının kurumasına mahal vermeden resimdeki gibi tek tarafını çıkarttığımız tonç halkasına bir çubuk geçirerek burmamız gerekiyor.Burmamızın sebebi sarımın bütünlüğünün yapıştırıcı desteği ile korunmasıdır.Az burgu kullanım sırasında sarımın açılması demektir.Ben bu burguyu deneme-yanılmalara dayanarak 18 tur olarak belirledim ve burdum.Bu burma işlemiyle beraber bir miktar yapıştırıcı dışarı taşar.Bunu bir bez yardımı ile sıvazlayarak fazlalığı alalım.Her iki halkayıda sırasıyla burduktan sonra tekrar tezgahtaki yerlerine takarak ve birazda gererek 1 gece bir kenarda kurumaya ve sertleşmeye bırakalım.Kuruma işleminden sonra ise kullanıma hazır olacak şekilde çile tezgahı ayağı etrafında 'U' şeklinde bükerek ve sabitleyerek bu formda kalmasını sağladım.Aşağıdaki resimlerde tonç halkasının duruşundan da bunu görebilirsiniz.Bu bize düğüm atımı sırasında kolaylık sağlar.



ANA KİRİŞ-ÇİLE YAPIMI ve TONÇ DÜĞÜMÜ




Çile malzemesi olarak Dacron(Brownell B50 Bow String) ipimizi yayımızın libresine göre,üretici firmanın tavsiyesine göre ip sayımızı belirleyeceğiz.Ben 50-55 Libelik yaylara göre 14 Tel seçeneğini kullanarak yayıma göre belirlediğim(elinizdeki eski kirişe göre bu uzunluğu belirleyebilirsiniz) aralıkta tezgah ayaklarını açarak 7tur  Dacron sardım.7 tur tel x 2=14 tel yapar ve tel uçlarını resimde görüldüğü gibi dacron ipi ziyan etmemek amacıyla başka bi iple bağladıktan sonra diğer tezgah ayağına sabitleriz.


Ana Kiriş Sargı Uçlarının Sabitlenmesi

Bundan sonra yapmamız gereken sarım uçlarının iple sarılarak sabitlenmesidir.Ben burada sarım boyunu 7-8cm olarak yapmaktayım.

Ana Kiriş Uçlarının Sarımla Sabitlenmesi

Her iki tarafıda bu şekilde hallettikten sonra ana kirişi tezgahımızdan çıkarabiliriz.Sıra Tonç halkasının yerleştirilmesi ve düğüme gelmiştir.Çeşitli denemelerimden sonra,aynı düğümü gerçekleştiren daha pratik ve kafa karıştırmayan bir düğüm atma tarzı geliştirdim.Umarım hoşunuza gider.Resimlere bakarak işlemi tamamlayabilirsiniz. 



Tonç Düğümü Atımında 1.Adım
                    Resimdeki gibi tonç ucunu ana kiriş (sarı) halkasından geçirin ve ucunu dışarı çekin.Kırmızı iple bağlı uca aşağıdaki resimdeki gibi pozisyon aldırın.


Tonç Düğümü Atımında 2.Adım,Tonç Halkasını Sola Devirin

2.Adımdan sonraki Durum

Altta Kalan Ucu Yukarı Çıkarın

Kırmızı İşaretli Ucu Ana Kiriş(Sarı) Halkası İçinden Geçirin

Her iki Uçtan Çekerek Düğümü Tamamlayın

Bundan sonra ise düğüm aralığını kontrol ve biraz daha sıkılaştırma amacıyla çile tezgahına yerleştirip resimdeki gibi düğümü sıkarsınız.Tonç halkalarının eşitliğinden emin olduktan sonrada en son olarakta tonç düğümlü kirişinizi yayınıza takarak tam anlamıyla düğümü sıkılarsınız.


Tonç Düğümü Kontrol ve Sıkılaştırma


TONÇ DÜĞÜMÜNÜN SABİTLENMESİ 
Kaynak kitaplara göre ve anladığım kadarıyla atılan bu tonç düğümlerini yapıştırıcıyla sabitlememişler.Sadece  uçları düğüm üzerine yatırarak tekrar bağlamışlar.Toncun kesilen uçları açılmasın diye sadece uçlarına biraz tutkal sürüp sıcak dağlama ile dağlamışlar.Sanırım amaç tonç halkalarını gerektiğinde değiştirmek yada onarmak amacıyla rahatça sökebilmekti.(Onarılabilme özelliği)
Bense attığım tonç düğümlerini,uzun sürede kuruyan 'epoxy' yapıştırıcı ile yapıştırmaktayım.Uzun süreli olmasındaki maksat,daha geç kuruyarak daha derinlere nüfus etmesini sağlamak.Çabuk kuruyan Epoxy'ler fazla derine nüfus etmemektedir.Defalarca tonç halkalarını sökme girişimlerim oldu ve hiç birinde epoxy yapıştırıcının ana kirişe kadar işlememesi ve mumlu olması sebebiyle bir problem yaşamadım ve rahatça sökerek yeniliyebildim.Tabiki bu sizin tercihinize kalmış bir şey,isterseniz sadece sabitleme işlemini bağlayarakta yapabilirsiniz.Benim uyguladığım yapıştırma işleminde aşağıdaki yöntemi kullanmaktayım.

Tonç Düğümünün Yapıştırılması

Umarım açıklamalarım yeterince açık ve nettir.Dileğim bütün Türk yaylarımızda batı tarzı kirişler yerine Gelişmiş Tonç düğümlü kirişlerin kullanılmasıdır.

Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet Gölhan