19 Haziran 2014 Perşembe

Osmanlıda kepade eğitimi,atışın tarifi ve ortaya çıkan o büyük hata;Osmanlı çeneyi omuza bağlama tekniğiyle atış.

II.Beyazid

Sizlere bu seferki yazımda;
dünya nazarında dahi yayları,okları ve hatta bunların ekipmanlarıyla bile hayretler uyandıran Osmanlı kemanger ve kemankeşlerinin aynı zamanda unutulmuş,kayıp bir atış tekniğinede sahip olduklarını açıklayacağım.
Şu anda bilinmeyen,bu benzersiz teknik bulguya tüm dünya okçuluk camiasınında bir hayli şaşıracağına gayet eminim.Bu sebeple;bilgi aktarımı amacında olan her satırımı dikkatle ve zevkle okumanızı dilerim.

Evet,
geleneksel okçuluğumuzu şöyle bir dünya gözüyle değerlendirecek olursak eğer;baskın olanın yabancı eğitim kaynakları ve onların eğitim tarzlarının olduğunu hemen göreceksiniz.

Antrenörlerse öğrencilerini o 'mükemmel okçu' arayışı içerisinde adeta bir nakış gibi işler,çaba sarf ederler.
Tabiki onların başarılarıları o antrenöründe başarısı olduğundan büyük haz duyar;işte o hocanın öğrencisi,talebesi gibi.

Yarışmalar tabiki gene onların tarzlarıyla ve üç parmak bırakışıyla yapılır.Baskın olan bir tarzın tabiki reklamıda çok olur.İnsanlar hemen görsel ve işitsel duyumlarına istinaden okçuluğun geçmiştede aynı teknikler çerçevesinde yapıldığı intibasına kapılırlar.

Bu konudaki örneklerimiz bir hayli meşhurdur ve bazı tarihi filmlerimizi buna örnek verebiliriz.Aslında pek dikkat edilmez ama filmlerdeki o hataların,alakasız teknik ve ekipmanların kitlelere yanlış bilgi vermek gibi çok önemli etkileri vardır.Mesela bu tarz filmlerde bir osmanlı askerinin yada kahramanın elinde o uzun,batı tarzı alakasız yayları,üç parmak atışları dahi görebilmek mümkün.

Dolayısıyla tarihi bir film için o dönemin kostümü ne kadar önemliyse doğru teknik,silah,ekipman seçimide en az o kadar;hatta dahada önemlidir çünkü izleyiciyi eğlendirmenin yanında görsel olarakta tarihi bir bilgi aktarımı söz konusudur.

İşte bu tarz yanlış bilgi aktarımlarının neticesinde Osmanlının o üstün maharetleri,teknikleri gösterilemeden osmanlı torunlarına yabancı atış stillerin reklamı yapılmış;kelimenin tam anlamıyla 'Aslan kediye boğdurulmuştur'.

Yön tayininde bir pusulanın gücü ve etkinliği neyse geleneksel okçuluğumuzun canlandırılmasında da baskın olanın aksine,eski ustaların yazılı kaynaklarla aktarılan bilgi ve becerilerinin teknik ayrıntıları bizim yol göstericimizdir.

Fakat bazen;üstelik yazılı bir kaynaktan bir osmanlı okçusunun eğitim ve talimlerini öğrenmeye çalışırken bile size bahsettiğim 'Modern okçuluk'  kurallar silsilesinin etkilerini görebilmek gayet mümkün...,nasıl mı?.

Osmanlının atış tekniğini incelemek ve kendi tekniğimle kıyaslamak amacıyla kitapları karıştırıyordum.Bu esnada öyle bir ifadeyle karşılaştımki o an gözlerime bir türlü inanamadım.

Kendi kendime..,' Hay Allah,böyle bir şey nasıl olurda gözlerden kaçar?'..,böylesine önemli bir teknik ayrıntı nasıl olurda bunca zamandır fark edilmeden,adeta insanlara nanik yaparcasına o satırlar arasındaki mevcudiyetini muhafaza eder?.

Bu teknik ayrıntının eksikliği kesinlikle ve kesinlikle günümüz ok atma tekniğimizinde Osmanlıya nazaran hatalı ve daha da kötüsü 'yanlış sularda yüzüyor olduğumuz' anlamına gelir.


UYARI !
Şu an için Türkiye dahilinde yada haricinde;Osmanlı tarzı geleneksel okçuluğu amaç edinen bütün gurup ve bireysel okçuların atış teknikleri sizlere aşağıda sunacağım kanıt ve açıklamalar neticesinde hatalı ve eksiktir.Yapılması gereken ise;bir an evvel bu büyük teknik hatanın düzeltilmesidir.


Çünkü Osmanlı diğer okçu uluslarla arasında sizlere bahsedeceğim bu kayıp teknik bulguyla benzersiz bir sınır oluşturmuştur.Bu sınırı koruma görevi ise biz osmanlı torunlarına düşmektedir.Aksi halde yapılan gerçeği yansıtmayan bir okçuluk fantezisi olacaktır.

Ayrıca bu tekniğin dışarıdan bakmayla öyle kolayca fark edilemediği,analışılamadığı ve dolayısıyle diğer uluslarca farkedilerek kopya edilemediği sonucuda ortaya çıkmaktadır.

Bildiğiniz gibi geleneksel okçuluk eğitimi hedefe bir ok bile atılmadan evvela kepadekeşlikle başlar.
Kepade (yada kepaze) bir okçu adayının atış yapmaksızın özellikle bir hoca nezaretinde 'çekiş kazanmak' ve okçuluğun gerektirdiği bir takım 'vücudi tavır ve duruşların' öğrenildiği,tatbik edildiği düşük kuvvetli yaylara verilen genel addır.

Günümüzde bu amaçla kullanılan serum lastiği yada pvc boru kepadeler geçmiştekilere nazaran biraz daha kepazemsi olsalarda neticede işe yararlar ve kullanılırlar.

Kepadeler sadece bir çekiş kazanma,duruş ve vücud tavrı aracı değil;onlar aynı zamanda hayali bir silahtırda.
Telhis-i Resailat-i Rumat kepadenin adeta bir simülasyon aracı olduğunu özellikle vurgular.Onunla putaya,bir hedefe yada bir menzile niyetle nişan durur,ok attığınızı hayal ederek eskivler çizersiniz.

Bu hayali atışları günümüzdeki gibi (İşte modern okçuluğun etkilerinden biri) sadece ayakta değil,çömelerek,diz çökerek ve hatta bir düşmanınızın attığı bir oktan sakınırcasına..,boksörvari eskivlerle yayınızı gerer..,arada bir ayna karşısında duruşunuzuda bir gözden geçirir, ilk atış deneyimlerinizi hayalide olsa artık yaşamaya başlarsınız.Kepazenin asıl kullanılış şekli budur.

Kanıt ,
(Ayrıca puta atışlarında ve kepadekeşlikte bildirildiği gibi,torba vurulurken bile yalnızca vücudun gereği olan tavır üzere torbaya yönelinmemeli,çeşitli şekillerde de zaman zaman vurulmalı.''Bazen ok atılır gibi çöküp kalmak ile ok atmakta bu sanatın vücut tarafından layıkı şekilde yapılmasına sebep olur'' demişler.Telhis-i Resailat-i Rumat,torba meşkinin tarifi,sf.64.)

Hoca ise kepadekeşin anlatılanlara tam olarak riayet edip etmediğini kontrol ederek yayıyla olan bu münasebetini adeta okur,gerektiğinde ikazda bulunur,gerekirsede ensesine tokadı çakar..,şaka,şaka :)

Okçu adayının bu safhadaki herhangi bir yanlış tutumu ileride öyle sanıldığı gibi kolay kolay terkedilememektedir malesef.


Günümüz kepade eğitiminde yapılan bir diğer hatada kepadenin 3 parmakla kullablama yapar gibi 'çengellemesine' çekilmesidir.
Bu durumu Telhis;3 parmağın baş parmak çekişe nazaran daha güçsüz bir çekiş olduğunu o günlerde yaşanmış bir olayla izah eder.(Merak edenler bu olayı 'kepade hakkında başka yol' sf.62 den okuyabilirler)

Telhiste tavsiye edilen;zihgir kullanılmadan,kirişe bir pamuk dolanması ve üzerine çuha kaplanmasıdır.
Böylece kiriş çıplak baş parmakla ve parmak tahrişi olmaksızın çekilebilecektir.(O zamanki kepadelerin eli rahatsız edecek kadar sert olduğu anlaşılıyor..,kepadelerin ağırlığıda merak uyandırıyor doğrusu.

Bu şekilde kepadenin doğru olarak kullanılması sayesinde kol,sırt kaslarının kuvvetlenip gelişimiyle birlikte 3 parmak çekişinin asla sağlayamayacağı başparmak kaslarına ilaveten bilek,kol kası ve tendonlarınında doğru açılarda kuvvetlenmesi mümkün olacaktır.
Çünkü 3 parmak çekişiyle bir başparmak çekişindeki bileğin-kolun dairesel konum yani açısı farklıdır ve yanlış bir kiriş tutuşuda istenilenin aksine kas ve tendonların farklı açılarda kuvvetlenmelerine neden olur.

Başparmak çekişinde ise kabul gören çekiş yeri;
telhiste adı geçen Ebu İshak,Ebu Haşim,Vahid efendi vs. gibi birçok usta atıcı tarafından tarif edilen nokta kulak memesi yada deliği hizasıdır.
Kiriş kaş hizasından çekilerek bu noktaya kadar çekilir ve kişinin ihtilas,mefruk yada sakin atış tarzına göre bırakılır.(ihtilas=duraksamadan,mefruk=sakin başlayıp ani hareketle bırakmak;hedef yada savaş zamanında en beğenilen atış tarzıdır.)

Günümüzde kulak memesi dışında kulak memesi hizasına tekabül edecek şekilde dudak kenarı,bıyık kenarı,çene kenarı gibi noktalarınıda çapa noktası-baz alanlar(Benim gibi) var tabiki.

Telhiste bahsedilen bu kulak memesine çekişin yanısıra detaylı bilgi akatarımında bulunmaya çalışan bazı dikkatli nakkaşların minyatürlerinden görebileceğimiz,bıyık kenarı-çene kenarı gibi çapa noktalarının aşağıdaki av minyatüründeki gibi kullanıldığı açıktır.


Bir av sahnesinde atlı okçunun çapa noktası durumu


Gelelim şu çok önemli teknik bulguya;

İhtiyacımız olan teorik bilginin kaynağı hiç şüphesiz yabancıların kitaplardaki eğitim tarzı değil,günümüze kadar gelen çeşitli risaleler ve Mustafa Kani bey'in eseridir.

Okçu yukarıda bahsettiğim usul ve tavırlarla ok atarcasına kepaze kirişini kulağa yada o istikamette çekerken hocasının tarifine göre baş-omuz,kısaca tüm vücud düzenine dikkat eder çünkü kepazedeki tavrını ok atarkende aynen tekrarlayacaktır.

Şimdi,
Okçu ayaklarını omuz genişliğinde açar,yay kabzasını kavrayıp kirişi kaş hizasından kulağına doğru indirerek çekerken gözlerinide hedefe doğru yönlendirir ve vücudu gibi başınıda aynen öyle dik tutmaya çalışır ; değil mi?



Vücud ve baş dimdik.

Başı dik tutmak mı?
....,işte burada biraz duralım çünkü işler göründüğü gibi değil.  :)

Yukarıdaki resimde günümüz modern eğitim anlayışına göre yanlış yorumlanmış bir Osmanlı atış tekniği sergiliyorum.Yani Osmanlının atış tariflerine göre bu hatalı bir duruş.

Telhis-i Resailat-i Rumat' a göre uygulananın aksine başın dik yada dike yakın tutulması diye bir tarif yok! 
Bu eserde kepade eğitiminin ayrıntılı anlatımına göre,(Kayıp teknik kanıtı)

'' Namaz kılarken ayakta durmak gibi önce iki ayağını beraber basmalı,boynu dörtbir tarafa eğmeden dosdoğru döndürmeli,yüzü sol omuz üzerine çevrilip yukarı kaldırmamalı,sol omuz olduğu gibi durup kısılıp yükseltilmeden,aşağı çekilip yukarı kaldırılmamalı;normal şekilde durduğu halde çeneyi sol omuzdan boyuna yakın çukurca yerine dayamalı. ''       (Kepade taliminin tarifi,sf.60)


İşte atış sırasındaki bu 'Çenenin omuz çukuruna dayanması tarifi' size bahsetmiş olduğum o modern okçuluk kuralları etkisiyle gözden kaçmıştır.Çünkü kirişi kulağa çekerken dahi vücud duruşumuzun modern okçuluktaki gibi olacağı,otomatikman benimsenmesi hatasına düşülmüştür.

Bu ayrıntı aslında öylesine önemlidirki telhiste nişana bakılırken 'çenenin omuzdan oynatılmaması' gerektiği bilhassa vurgulanmış,tenbihlenmiştir.Çünkü omuz boşluğuna dayanan bir çenenin en önemli faydası omuzun çeneyle desteklenerek yay kolumuzun çok daha stabil ve dirençli olmasıdır.


Çene resimdeki gibi omuz boşluğuna uzanıp birleşmeli,adeta kaynamalı.

Çeneyi omuz boşluğuna dayamanın bir diğer enteresan etkiside;kirişin kulağa çekilmesine rağmen günümüzde yapılan hatalı kulağa çekişe nazaran daha kısa çekiş uzunluğunun oluşmasıdır.
Çünkü çene dayanırken başımızda bir miktar yaya doğru(ileri) yaklaşarak yay tutan kolla adeta bütünleşir ve siz iki kabza arasına(kabzateyn) biraz daha girerek sanki yayla-kiriş arasına bir sopa yerleştirmiş gibi rijit olursunuz.


Osmanlı savaş minyatürü,yay kolu adeta bir 'Sopa' halini almış;değil mi?

Yukarıdaki minyatüre bir bakın;
savaşçının kolu çene ve omuz katkısıyla kabza ve kiriş arasında adeta bir 'sopa' gibi durarak burada adeta bir 'Kundaklı yay-Arbalet' şekline bürünülmüş,çok etkileyici.

Osmanlı menzil okçuluğunda ise;
bildiğiniz gibi muşamba,siper ve menzil okları gibi birtakım mesafe arttırıcı modifiye-eklentilerin yanısıra farklı kabza tutuş gibi birtakım değişiklikler olsada bahsettiğim 'Çeneyi omuz boşluğuna dayama' tekniğinden vazgeçilmemiş,aksine tenbihleme derecesine varılmıştır.Bu sebeple,anlaşılan bu tekniğin menzil okçuluğuna olan katkıları hiçte küçümsenmeyecek seviyededir.




Okçuluğumuzun yeniden inşasındaki görevini eksiksiz ve tam anlamıyla yerine getireceği belirtilen Telhis-i Resailat-i Rumat'ın bu konudaki tarifleri,

1)Sayfa 72 de,'Müsabakat menzilinin gerekli bazı duruşları' bölümünde '...İşte baş ve çene sol omza konarak düz ve doğru tutulup heriki tarafada eğilmemelidir.'

2)Sayfa 64 de,hava gezinin tarifi' adlı bölümde '..ve sağ dirsek sağ omza paralel ve çene sol omuzda yerleşmiş ve...'

3)Sayfa 74,'Ok atmakta pençenin durumu' bölümünde '..,sol omuz ve yumruk ve yüz çene omza bağlanmış olan hali değişmeyerek...'

şeklindedir.Görüldüğü gibi ;bu tekniğin Osmanlı menzil okçuluğundaki mevcudiyeti bilhassa korunmuştur.

Bu tekniğe aynı zamanda telhis'in 'Ok atıcılığının kusurları' nın anlatıldığı bölümlerde de(Sf.134) rastlıyoruz.Burada yay kirişinin yüze,göğüse dokunmasındaki,çarpmasındaki sebeplerden birinin çenenin omuza dayalı bir şekilde baş ve vücudun bir doğrultuda olmamasından kaynaklandığını izah eder.

Gene sayfa 138 de,kabza titremesine çenenin omuza kuvvetli bir şekilde dayanmamasıyla gevşek kalan boynun sebep olduğunu yazar.

Peki çenenin,dolayısıyla yayı tutan sol kola doğru eğilen bir başın ve omuza dayananan bir çenenin okçuya daha başka ne gibi faydaları dokunabilir?.

1) Okçulukta karşılaşılan bir problem vardır;kirişi çekerken yayı tutan omuzun yukarı doğru çıkması.Genelde kuvvetli bir yayı çekerken yada okçunun yorulması sonrasında yay ve kiriş arasında kalan omuzun kapanma kuvvetine daha fazla dayanamayarak yukarı doğru meyleder.İşte bahsi geçen 'çene dayama tekniği' bu problemin tam anlamıyla ilacıdır.

2)Bu teknik;çeneyle birlikte çapa noktasınında kabza ve kiriş eksenine yaklaşmasını sağlar.Böylece kabza ve kiriş arasındaki kol direncimiz artacaktır.

3)Daha sabit bir baş,çene,,dolayısıyla daha iyi bir nişan alma olanağı.


Gördüğünüz gibi;telhis sayfaları arasına sıkışmış olan bu kayıp teknik ne Asya ülkelerinin nede diğer medeniyetlerin atış stillerinde görülememektedir.Dolayısıyla benzersizdir.


             '' Osmanlı atış tekniğinin ana temellerinden biri olan bu kayıp teknik osmanlı tekniğini daha bir ölümsüzleştirdiği gibi emsalsizleştirmiştirde.''




Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet A.Gölhan